Hayatım boyunca birçok insan, ilginç bir nedenden dolayı bana kırılmış, gücenmiştir. Beni tanıyanlar bilir, tanımayanların da herhalde bir fikri vardır: İnsanları kırmayı sevmem. Kimsenin aleyhinde bulunmam. Deyim yerindeyse “Şu üç günlük dünyada” insanların birbirini yemesi bana anlamsız gelir. Bu yüzden on beş senedir neredeyse her gün yazı yazarım ama kimseye saldırdığım görülmemiştir. İyi ama o zaman bazı insanlar niye durup dururken bana kırılır hatta küserler. Bunun sebebini yıllar sonra anladım: Gözlerim yüzünden. Hoppala dediğinizi duyar gibiyim. Bu da ne biçim bir şey? Ama doğru. Benim göz hafızam son derece zayıf. Yakın tanıdıklarım dışında insanların yüzleri hafızamdan silinip gidiyor. Hiçbir iz bırakmıyor. Oysa isim konusunda son derece güçlü bir belleğim var. Hemen hemen hiçbir şeyi unutmam. Bu özelliğimi bilen dostlarım ansiklopedik bütün bilgileri bana sorar. Geçenlerde bir arkadaşım telefon etti ve dedi ki “Konuşurken söz Andre Gide’e geldi. Vatikan’ın Zindanları’nın kahramanı kimdi?” “Lafcadio!” dedim ve neredeyse kırk yıl önce okumuş olduğum kitabın kahramanını hatırlayarak isim belleği konusunda haklı ünümü bir kez daha pekiştirmiş oldum. Gelgelelim yüzler konusunda işler böyle değil. Bir kez gördüğü yüzü unutmayan insanlara bayılırım ama ben o kategoriye girmiyorum. İçeride tanıştığım bir adamı, koridorda görünce tanıyamıyorum. İnsanlar da doğal olarak alınıyorlar. Burnu büyüklük ettiğimi sanıyorlar. Oysa hayatta birçok kusurum olabilir ama burnu büyüklük bunlardan biri değildir. Geçen yıl Ankara’da Eşrefte saç tıraşı oluyordum. Diğer müşterilerle bir sohbet açıldı, konuştuk. Meğer benim orada tanıştığımı sandığım kişilerden biri CHP’li milletvekili imiş ve bir süre önce ilinde, beni havaalanında karşılamış. O gün bugündür bana düşman. Ama pek de haksız bulamıyorum doğrusu onu. İnsanlara çok saygı gösteririm ama bu durumda kalan insan elbette başka şeyler düşünür. Bu durumu bilen yakınlarım “Aman çevrene dikkat et! Düşman kazanıyorsun!” diyorlar. Gelin görün ki benim gibi bir insana hiç uymayacak bir yaşam sürdürmek zorundayım. Konserlerde, gezilerde, konuşmalarda binlerce kişiyle tanışıyorum. Kimisi bir konserden sonra yan karanlıkta önüme çıkıp “Beni tanıdın mı?” diye soruyor. “Hani Gelsenkirchen’deki konserinizden sonra beş on kişi beraber çay içmiştik. Ben Süleyman!” diyor. Aradan geçmiş yirmi beş otuz yıl; Gelsenkirchen’de konser verdiğimi bile unutmuşum. Kırılmasın diye “Oooo Süleymancığım!” diyorum. Bu yüzden bana biraz ilgiyle bakan herkesin boynuna sarılır oldum ki bir yanlışlık yapmayayım… Bazdan kibarca “Siz beni tanımazsınız Zülfü Bey!” diyor ama iş isten geçmiş oluyor. Neyse, bu yazıyı yazarak bazı insanlardan özür dilemek istiyorum. Sayın bay ya da bayan! Eğer sizi tanımadıysam ya da ileride tanımayacak olursam, bunun kişiliğinizle ya da benim kişiliğimle bir ilgisi yok. Önemli bir kusur ama sadece bir kusur!
