Önce izninizle konuyu hatırlatayım: Geçen hafta TBMM’de Adalet Bakanı’na bir yazılı soru yöneltmiş ve Wernicke-Korsakof sendromundan rahatsız olduğu için infazı ertelenen ve tahliye edilen hükümlülerin, tekrar cezaevine konmaya başlandığı haberlerini sormuştum. Adalet Bakanı bu yazılı soruya cevap vermek için meclisin açılmasını beklemedi ve pazartesi günü telefonla ilk bilgileri iletti. Teşekkür ederiz. Bakan’ın verdiği bilgiler şöyle: CMUK’un 399. maddesi uyarınca, Wernicke Korsakof sendromundan mustarip hükümlüler infazın tehiri yöntemiyle tahliye edildikten sonra belirli aralıklarla tekrar muayene ediliyorlar. Eğer bu muayene sonucunda iyileştikleri saptanırsa cezaevine gönderiliyor, hastalıklarının devam ettiğine karar verilirse dışarıda kalıyorlar. İnfazı ertelenen hükümlülerden halen 87 kişi dışarıda tutuluyor, 254 kişi tekrar cezaevine konuluyor, 123 kişi muayeneye gelmiyor. 173 kişi ise Anayasa’nın 104. maddesi uyarınca Sayın Cumhurbaşkanı tarafından affediliyor. Adalet Bakanı, hastaların iyileşip iyileşmediğine, dolayısıyla cezaevine konulup konulmayacağına kendilerinin değil, Adli Tıp Kurumu’ndaki üniversite öğretim üyelerinin karar verdiğini söylüyor.

İşin bakanlık cephesi böyle ama bir de uygulama var. Yakın zamana kadar bu hastaların çoğu hakkında “cezaevinde yatması uygun değildir” raporu veren Adli Tıp Kurumu birdenbire tavır değiştirerek, Wernicke Korsakof’lu hastaları cezaevine yollamaya başlıyor. Bunun nedenini araştırdığınız zaman, kurumdaki kadroların değiştirildiği ve AKP tarafından yeni atamalar yapıldığı gerçeğine ulaşıyorsunuz. AKP diğer kurumlarda olduğu gibi Adli Tıp Kurumu’nda da hızla kadrolaşıyor ve aşağı yukarı yirmi kişiyi değiştiriyor. Yeni kadro iş başına gelir gelmez de blok olarak karar değiştirmeye başlıyor. Avukatların yaptığı itirazlar üzerine birkaç hastanın durumu inceleniyor ve Adli Tıp Kurumu’nun verdiği “cezaevinde yatabilir” yolundaki raporların gerçeğe uymadığı ortaya çıkıyor. İstanbul ve Ankara tabip odaları vakaları yakından izliyor ve İstanbul Tabipler Odası Başkanı Prof. Dr Gençay Gürsoy her zamanki duyarlılığıyla konuyu yetkin bir biçimde araştırıyor. Eylül ayında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden bir heyet gelip durumu inceleyecek. Görme, duyma, konuşma, düşünme yetilerini kısmen ya da tamamen yitirmiş kişileri tek kişilik hücrelere koymak için gösterilen bu gayret karşısında ne düşünecekler acaba? Merak ediyorum!