Gabriel Garcia Marquez in “Kolera Günlerinde Aşk” romanı film yapılıyormuş.Kanserle boğuşan romancının Hollywod’a film için izin vermesinin ardında, kendisinden sonra çoluk çocuğunun nasıl geçineceği kaygısının yattığı yazılıp çiziliyor. Doğru mudur bilmiyorum.Bildiğim; Marquez’in (romancının adı kendi dilinde ve bütün dünyada Markez diye okunur ama nedense Türkler “Markuez” demekte ısrarlıdırlar) romanlarında eşsiz bir yazı tadı bulunduğu.Hani Charles Dickens için bir yazı sırrı olduğu söylenir ya; bence Marquez’in de böyle bir yazı sırrı var.Dili, anlattığı olaylara tuz-biber-baharat katıyor; iyice lezzetli hale getiriyor.Onun romanlarını okurken tropik nemin teninize yapıştığını, başınızın üzerinde kocaman tuhaf kuşlar uçtuğunu, sürekli gel git yapan bir denizin yengeçler bırakarak iyice gerilere çekildiğini hissedersiniz.Bu tadı filme aktarmak zor, çok zor!Romanlarla filmlerin böyle talihsiz bir ilişkisi var.Çünkü roman dünyadaki en eski sanat biçimi olan “söz sanatı”nın ürünü (önce söz vardı), sinema ise son sanat: Henüz emekliyor.Ayrıca romanı okuyan her okuyucu konuyu kafasında filme çekiyor. Hayal gücü oranında yeniden kuruyor o dünyayı.Film yönetmeninin, her okuyucunun kafasındaki dünyayı canlandırması zor. Çünkü o da bir okur ve okuduklarını öyle yorumlamış.Oysa ne kadar okur varsa, o kadar da yorum biçimi var.Bu yüzden olacak; Rossi gibi usta bir yönetmenin çektiği “Önceden Bildirilmiş Bir Cinayetin Anlatısı” romanı (hani bizde Kırmızı Pazartesi adıyla çıkan roman), bir Nescafe reklamı gibi ruhsuz ve egzotikti.Kolera Günlerinde Aşk’ın da iyi bir film olacağını sanmam.İyi roman; olağanı olağanüstü, olağanüstüyü ise olağan gibi anlatabilme sanatı.Marquez (aynen Yaşar Kemal gibi,) bu türün büyük ustalarından biri.Hani Çukurova’ya gidenler “Üstat; nerede binlerce ceylan, nerede kelebek sürüleri?” diye soruyorlar ya; Karayipler’e yolu düşenler de Marquez’in büyülü dünyası yerine yassı burunlu, sıcaktan şakır şakır terleyen siyahi insanları görüyorlar.İşte büyük romancı; olandan (olağandan) olağanüstüyü böyle çıkarıyor.Picasso’nun “Bu balığa benzemiyor!” diyen sonradan görme kadına cevabı gibi: “İyi ama o balık değil madam; resim resim!”
