GAZETELERDE okuduğumuza göre Mehmet Ali Ağca, salıverilmesi halinde Türkiye'ye dönmeyi düşünmüyormuş.
Portekiz'den sığınma isteyecekmiş. Doğrusu bu habere şaştım kaldım.
Ya Ağca Türkiye'nin durumunu bilmiyor ya da uzun hapis yılları sağlıklı karar vermesini engelliyor.
Ağca'nın yapacağı en doğru iş, tahliye edilir edilmez hemen Türkiye'ye dönmek. Çünkü Portekiz dahil olmak üzere dünyanın hangi köşesine giderse gitsin, suikastlere karışmış, adam ölmüş, Papa'yı yaralamış birisi olarak belli bir sosyal statüde yer alacak.
Bu çemberi yarıp çıkması mümkün değil. İçinde yaşayacağı toplumun ahlaki değerleri ve o ülkenin basını, kendisini sürekli yargılayacak. Oysa Türkiye'de durum tamamen değişik.
***
GELİN bir tahmin yapalım ve Ağca Türkiye'ye gelirse neler olabileceğini kestirmeye çalışalım:
Önce havaalanında görkemli bir karşılama. Havada dalgalanan Türk bayrakları, apronda kesilen ve kanı betona akıtılan kurbanlar... Ağca'nın çevresini alan muhabir ordusu.
Kendisine "Efendim..." hitabıyla başlayan sorular soran gazetecileri, alaycı bir gülümsemeyle süzen ve "Siz daha çoluk çocuksunuz. Böyle büyük meseleleri nasıl anlayabilirsiniz ki!" edası takınan Ağca.
Daha sonra basın toplantısı ve Ağca'dan birkaç demeç: "Bizim bu devlet için yaptıklarımızı hayal etmeniz bile mümkün değildir."
Soru: "Efendim Asala'yı sizin bitirdiğiniz doğru mu?"
Cevap: "Sen bu devlet meselelerini ulu orta konuşmayı kimden öğrendin bakalım?"
(Ağca'nın arkadaşları sinirli sinirli gülerler.)
Soru: "Sayın Ağca, merhum Abdi İpekçi'yi sizin..."
Cevap: "Bunların hepsini yüce Türk adaletine anlatacağız. Bizim kimseye veremeyecek bir hesabımız yoktur. Ne yaptıysak bu devlet ve millet için yaptık."
***
BASIN toplantısı buna benzer soru ve cevaplarla sona erer.
Ağca bir Mercedes konvoyu ile Emniyet Müdürlüğü'ne götürülür.
Birkaç gün sonra çıkarıldığı mahkeme Ağca'yı, pasaport kanununa mahalefet falan gibi suçlardan tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakır.
Ertesi hafta Mehmet Ali Ağca, anılarını bir televizyon ve gazeteye 30 milyar TL. karşılığı satar. Bu arada 100 milyar sermayeyle ithalat - ihracat - taahhüt işleri yapan bir şirket kurar.
İlk seçimde de bir "yıldız aday" olarak Meclis'e girer. Bu arada memleketi Malatya'ya bir ziyaret yapacak ve toplam yedi deve, beş dana, ondört koyun kurban edilen coşkulu törenlerle karşılanacaktır.
***
BUNDAN sonrası Mehmet Ali Ağca'nın parlamenter kimliği ile birkaç yıl geçirmesine bağlı.
Bu dönem içinde büyük basınımız, Ağca'yı bir "vakıa" olarak kabul edeceği için; ondan "Türk milliyetçiliğinin güçlü ismi Ağca dedi ki..." falan diye sözedecek.
Daha sonra ise Ağca'nın önü açık. Bakan da olur, başbakan da!
Bu arada birkaç kadın dergisi onu "yılın en çekici erkeği" seçerler.
***
BU durumda, devlet adamı olduğu için Ağca'yı eleştirmek, "devleti yıpratmak" kapsamına girer ve siz Ağca aleyhine yazı yazdığınızda, karşınızda size durmadan söven bir fedai yazar grubu bulursunuz.
Kısacası, olan yine bu ülkeye bir parça aydınlık, bir parça insaf, bir parça adalet gelsin diye çırpınan iyi niyetli saflara olur.
Örgütlü kötülük ve kurnaz cehalet ittifakları, ülkede karayı ak, akı kara göstermeyi başarır.
***
BENDEN Ağca'ya tavsiye.
Böyle parlak bir geleceği tepip de Portekiz'e falan gitmesin. Çünkü Türkiye dışındaki hangi ülkeyi seçerse seçsin, orada adalet, insan hakları, insan canına saygı gibi eski moda kavramlarla karşılaşacak.
İşlediği suçun yanına kar kalacağı ve baştacı edilerek saygı göreceği tek mekan, şanlı vatan topraklarıdır.
