Sayın Rektör Yücel Aşkın, Hastanede olduğunuzu, damarınıza stent takıldığını, zorlukla yürüdüğünüzü ve yorgun olduğunuzu biliyorum. Geçmiş olsun. Bir üniversite rektörü olmanıza ve hastalığınızdan dolayı duruşmaya bile zor gidebilmenize rağmen mahkeme sizi tutuklu yargılamakta direniyor. Yurt dışında iken evinizin basıldığını öğrendiğiniz halde kaçmayı düşünmediniz ve Van’a döndünüz. Mahkeme bunu da biliyor ama yine de sizi tutuklu yargılamak ısrarından vazgeçmiyor. Ama bu arada, aynı yasalara uymak zorunda olan mahkemelerde birçok sanık tutuksuz yargılanıyor. Mesela Ahmet Kaymaz ve Uğur Kaymaz adlı baba oğulu kurşuna dizen polislerin tutuklanmasına gerek görülmüyor, kardeşini boğarak çöpe atanlar hoş görülüyor, nice hırsız katil serbest bırakılıyor ama size gelince hayati tehlike falan dinlemeden tutuklu yargılanmanız konusunda kararlı bir tutum sergileniyor. Son günlerde bunun üzerine çok düşündüm, hatanın nerede olduğunu bulmaya çalıştım. Ve sonunda karar verdim ki yanlışlık sizde sayın rektörüm. Çünkü siz oruç tutmadığı için öğrenci öldürülen ve tarikat örgütlenmesi yapılan bir üniversiteyi laik ölçülere kavuşturmaya çalıştınız, dinci kadrolaşmalara izin vermediniz, çağdaş ve onurlu bir rektör gibi davrandınız. Uygarsınız, sanat dostusunuz, hepsini tek tek müzeye kaydettirdiğiniz tarihi eserlere meraklısınız. Türkiye’de bütün bunlar affedilir mi sayın rektörüm, hiç affedilir mi? Uygarlık cezasız kalır mı? Kültür ve incelmişlik hoş görülür mü? Biz bunları yirmili yaşlarımızda hapse konularak öğrendik. (Hala akıllanmadık o ayrı.) Bütün bunların yerine ne yapmanız gerekirdi biliyor musunuz? Elinize bir silah alıp masum bir baba oğulu yere yatırıp kurşuna dizmeliydiniz. 12 yaşındaki çocuğun celimiz gövdesine 16 kurşunu bir çizgi oluşturacak şekilde dizip atış talimi yapmalıydınız. Bu suç adli tip raporuyla sabit olsa bile mahkeme sizi tutuksuz yargılama yolunu seçmez miydi? Seçerdi. Çünkü Kızıltepe olayında aynen bunu yaptılar. Eğer akrabanız olan bir genç kızı boğup çöpe atsaydınız mahkeme size şefkatli davranırdı. Traktörün altına atıp ezseniz, uçurumdan atsanız veya ipe asarak öldürseniz bile “merhamet gösterilecek bir kader mahkumu” olurdunuz. Sarhoş olup tabancayla balkondaki çocukları öldürseydiniz, maçta adam şişleseydiniz, düğünde damadı vursaydınız bu ülke sizi affederdi. Ama sizin yaptığınız gibi; çağdaşlık, laiklik, kültür, sanat, uygarlık… Kusura bakmayın sayın rektörüm ama ünlü reklamdaki gibi: “Yok öyle, burası Türkiye!” Baksanıza bu memleket hala Mustafa Kemal’e şovenlerle, Pir Sultan Abdal’a duydukları kini dört yüz yıldır sürdürüp adam yakanlarla, ülkeyi milyarlarca dolar soyanlarla, bir dönem başkanlık yaptığı belediyeye çulsuz girip karun gibi zengin çıkanlarla dolu. Bunların hepsi de itibarlı adam. Siz ne adam öldürdünüz, ne soygun çetesi kurdunuz, ne kiralık katil tuttunuz, ne de çocuk vurdunuz. Söyleyin; bu ülke size niye hoşgörü göstersin sayın rektörüm?