Türkiye’nin son yıllarına damgasını vuran özellik ne zekâ, ne bilim, ne dürüstlük, ne mertlik, ne özveri, ne de ahlâk. Kurnazlık! Kurnazlık illeti o kadar yaygınlaştı ki gerçek düşüncesini söyleyen, açık bir kitap gibi okunabilen, içi dışı bir insan sayısı azaldı.Türkiye, birbirini kollayan kuşkulu gözler, dedikodular, iftiralar, çürütmeler, yalanlar, kandırmacalar ülkesi oldu. Ve bu “kaldırım kurnazlığı” nı en iyi becerenler toplumda yükseldiler. Çaldılar, çırptılar, yalan söylediler, her türlü ahlâksızlığa girip çıktılar ama hep saman altından yürüyen su gibi yaptılar bunu. Açık vermediler. Karda yürüyüp izlerini belli etmediler. Çünkü Türkiye’nin netlik kaldırmayan ortamı bu tiplere uygundu. Ama şimdi iş gelip dünya dengelerine dayandı. Ve kaldırım kurnazlığı metotları duvara tosladı. Irak konusunu düşünün: Bu konuda dünya ülkeleri çoktan karar vermiş, safını belirlemiş ve ne düşündüğünü açık açık söylemiş durumda. Mesela Chirac hiç kıvırtmıyor. Amerikalılara gizlice sözler verip sonra halktan ve meclisten tepki görünce caymaya çalışmıyor. Schröder, seçimlerden önce tavrını açıklamıştı zaten. Tony Blair doğru ya da yanlış ama tutarlı davranıyor. Bütün güçlükleri göğüsleyip Amerika ile birlikte olduğunu söylüyor. İspanya’da Aznar da öyle davranıyor. İsrail’in de safı belli. Suudi Arabistan Amerikalılara daha baştan hava güçlerini kullanabileceklerini ama asker sokamayacaklarını söylüyor. Orada da bir problem yok. Bazı ülkeler savaşa açık açık yandaş oluyor, bazıları karşı. Dünya ülkeleri arasında bir tek Türkiye tutumunu belirlemiyor. Çünkü kurnazlık birinci kural. Yöneticiler risk almıyor, düşüncelerini açık açık söylemiyorlar. Ne şiş yansın istiyorlar ne de kebap. Oysa en baştan “benim yasalarım şuna uygun, şuna kapalı. Üslerimizi kullanın ama asker göndermeyin” denseydi herkes hesabını ona göre yapacak ve Türkiye’nin başı bu kadar derde girmeyecekti. Bakalım Türkiye kurnazlığın başa bela olduğunu, dünyada böyle bir üslupla var olunamayacağını ne zaman anlayacak?