Toplumun altüst olduğu dönemler; aydınlar, gazeteciler, siyasetçiler, kısacası toplumun önüne çıkmış herkes için bir ahlak sınavı niteliğinde. Savaşlar, darbeler, diktatörlükler ve zulüm dönemleri aydınlar için bir turnusol kağıdı gibidir. Kimi başkaldırır, direnir, tavrını açıkça ortaya koyar, kimi korkar, iktidar sahiplerinin emrine girer, kimi ise köşesine siner, başını kuma sokar ve fırtınanın geçmesini bekler. Yakın tarih, değişik aydın tiplerinin örnekleriyle dolu. Büyük yazar Knut Hamsun, ülkesini işgal eden Nazilere sempati duyduğu için Norveç halkı tarafından lanetlendi. Aynı suçu işleyen Ezra Pound, barıştan sonra kafes içinde sokaklarda gezdirildi. McCarthy komisyonunda arkadaşlarını ele verenler, ömürlerinin sonuna kadar bağışlanmadılar. Çünkü her günün bir yarını var. O gün geldiğinde arkadaşlarının, çocuklarının yüzüne dürüstçe bakabilmek için taraf tutmak, tavır almak, gerekirse bedel ödemek zorundasın.
Türkiye bizi sürekli olarak sınava soktu. Darbe dönemlerinde kimi aydın, askerleri alkışladı, kimileri ise öldürüldü hapse girdi, sürgüne gitti. Sivil iktidarlar zamanında kimileri hükümete yanladı, kimileri ise eleştiri görevini yerine getirdi. Çok bedel ödendi ama aydın omurgasına sahip olanlarla olmayanlar iyice ayrıştı. Hem de ideolojik ayrım, senden benden farkı gözetmeden. Yirmi beş yıldır bu köşede darbelere, faili meçhul cinayetlere, insan hakları ihlallerine karşı çıkan yazılar okudunuz. Aynı zamanda Refah ve Fazilet partilerinin kapatılmasına itiraz ettiğime tanık oldunuz. Hekimoğlu İsmail gibi gazetecileri, yargı karşısında savunduğumu gördünüz. Ölüm oruçlarında, insanların tecrit hücrelerinde öldürülmemesi için verilen mücadeleyi izlediniz. Bugün de büyük bir sınav günü. Gazeteciler, aydınlar, bilim insanları neyle suçlandığını bile bilmeden yıllarca hapis yatıyorsa, Balbay, Özkan ve arkadaşları, sabaha karşı odaları basılarak, sağlık koşulları son derece yetersiz tecrit hücrelerine kapatılıyorlarsa, basın korkuyorsa, aydın ürküyorsa, bütün namuslu insanların sesini yükseltme zamanı gelmiş demektir. Çünkü demokrasi ile zulüm yan yana gelemez. Nedim Şener ve Ahmet Şık emniyete ifade için çağrılsalardı elbette gideceklerdi. Yargılansalar kendilerini savunacaklardı.Türkan Saylan’a yapıldığı gibi sabaha karşı evlerinin basılması, uzun aramalardan sonra gözaltına alınarak emniyete götürülmeleri, bir önlem değil cezadır. Aynen Soner Yalçın ve arkadaşlarına, Balbay’a, Özkan’a, Haberal’a yapıldığı gibi yargısız infaz uygulanmaktır. Bu aydınların hepsi aklanacak ve hapisten çıkacaklar ama hiçbir şeyle suçlanmadan içeride geçirdikleri yıllarını, bozulan sağlıklarını kim geri verecek? Evet! Darbe dönemlerinde de aynı yöntemler uygulanıyor ve insanlara zulmediliyordu. Bunu tanıklarından birisi de benim. Ama onun adı darbeydi, ileri demokrasi değil.
VİCTOR İdealleri olan, dürüst, ilkeli, harika bir genç adam öldü. Kendini çevreye ve insanca bir yaşama adamıştı. Adı Victor Ananias’tı ve benim dostumdu. Son derece üzgünüm.
