Yıllar önce Anayasa Mahkemesi’nde Fazilet Partisi davası görülürken bir kapatma kararının felakete yol açacağını yazmıştım. Fazilet kapatıldı ve yerine AKP kuruldu. Yani rejimi korumak isteyenler yağmurdan kaçarken doluya tutuldular. DTP’nin kapatılması da aynı sonucu verecek. Nasıl Recai Kutan’ın yerini Erdoğan aldıysa Ahmet Türk’ün yerini de daha mücadeleci birisi alacak. Siyasetin Ahmet Türk’ten daha ılımlı, daha makul, daha yumuşak üsluba sahip bir Kürt lideri bulması zor. Yazık oldu.
Şimdi Türkiye erken seçim tartışmalarıyla çalkalanmaya başlayacak. AKP’yi bir erken seçime zorlamak için elden gelen her şey yapılacak. Eğer başarılırsa ülke bu kez de DTP’nin kapatılmasının gölgesinde seçime gidecek. Bundan önceki yerel seçim AKP’ye açılan kapatma davasının yankıları sürerken yapılmıştı. Daha önceki genel seçime 367 tartışmaları ve 27 Nisan muhtırasının etkisi altında gidilmişti. 2002 seçimi, yakın tarihin en büyük ekonomik krizinin ardından yapılmıştı. Ondan önceki seçim ise Öcalan’ın yakalanış atmosferi içinde gerçekleşmişti. Bu kısa özet gösteriyor ki, biz hiçbir zaman normal bir seçim yapamıyoruz. Serinkanlı bir biçimde düşünüp, ülkeyi en iyi biçimde yöneteceğini düşündüğümüz partiye oy veremiyoruz. Oylarımız hep tepkisel. Olağanüstü olayların ardından gelen olağanüstü seçimler. Mağdurluk iddiaları, duygusallıklar, ödüllendirme ve cezalandırma güdüleri.
Bütün bunları düşününce insanın, “Türkiye dışarıdan yönetiliyor” tezine hak veresi geliyor. Bizi en az yüz yıldır rahat bırakmadıklarını biliyoruz. Bir yüz yıl daha böyle mi geçecek acaba?
