Aydınlar arasındaki kamplaşmaları anlamakta hep güçlük çekmişimdir.
Bir ideolojiye, bir kişiye, bir görüşe tam yandaş ya da tam karşı olma durumu, benim sözlüğümdeki "entellektüel" tanımıyla yan yana gelmiyor.
Militanlık, özgür düşünceyle bağdaşabilen bir tavır değil.
Ama nedense aydın çevrelerde "şucu ya da bucu" olma ihtiyacı hep hissedilir.
Formül, bir kişiye ve onun çevresindekilere bağlanmak, onu körü körüne savunmak ve o kampta yer almaktır.
Zaman içinde, bağlanılan kişi ve ideoloji değişebilir.
Hatta tam tersi fikirleri temsil eden kutuplara da geçilebilir.
Bu aşırı değişiklik durumunda değişmeyen tek şey "bağlanma ihtiyacı"dır.
Şahıslar çevresinde oluşan kamplardan birine katılma arzusu-dur.
Oysa bir aydını "şucu ya da bucu" değil akılcı olmak erdemli kılar.

★★★

Böyle bir bağlanmanın sonunda her şey siyah beyaz olarak gö-rülmeye başlanır.
Her siyasal ya da sosyal gelişme o grubun işine yarayıp yara-maması açısından ele alınır.
Övgüler ve tepkiler buna göre düzenlenir.
Oysa dünya siyah beyaz de-ğildir.
Hele sosyal bilimlerde hiç ke-sinlik yoktur.
Ama bağlanan aydın kesin ta-vırlar içine girer.
Yandaşı olduğu fikirler yüzde yüz doğru, karşıt fikirler yüzde yüz yanlıştır.
Kesin yargılara varır ve kendisi-ne ördüğü "bilmemneci" kozası içine kıvılıp rahat eder.
Bunu tutarlılık olarak görür.
Aslında tutarlılık değildir bu, bir çeşit bağnazlıktır.
Nasıl olsa onu övecek ve görüş-lerini haklı bulacak yandaşları da vardır.
Dünyaya kuşkuyla yaklaşan ve soru soran bilim, bu avantajları sağlamaz insana.
Bir kampa bağlanmadan dü-şünmek, sürekli diken üstünde oturmak gibi tedirgin edici bir iştir.

★★★

Ayrıca bağımsız, özgür kafalı bir aydın olmanın bir bedeli de vardır.
Hhiçbir kampa bağlı olmadığınız için "şucu ya da bucu" olarak tarif edilemez ve yalnızlaşırsınız.
Birbirinin gözünün içine düş-manca bakan kamplardan hiçbiri-ne ait olmama durumu kuşkuyla karşılanır. Hatta tutarsız sanılırsınız.
Karşı çıktığınız birinin hakkını da savunma ve yandaşı olarak gö-rüldüğünüz düşünceleri eleştirebil-me özgürlüğü tanırsınız kendinize.
Ve bağımsız düşünceye alışık olmayan iklimlerde, tuhaf bir kişi olarak algılanırsınız.
Ama dünya düşünce ve kültür tarihi, özgür düşünebilen ve kafa-larını kimseye kiraya verme-yen insanlarla yücelmiştir.
Ne otoriteye kapılanmıştır on-lar, ne bir tarikat şeyhine ne de ide-olojik önderliğe.
Bedelini ödeseler bile özgür dü-şünceyi seçmişlerdir.

Not: Yukarıdaki yazı, bu köşede 18 Ağustos 2000 tarihinde yayımlanmıştır ve ömrüm boyunca savunduğum düşünceleri tam olarak yansıtmaktadır. Bu ilkelerle kaleme aldığım yüzlerce yazı var. İçlerinden birini yeniden yayınlamakta yarar gördüm.