Ramazan Bayramı'yla yeni yıl üstüste gelince kutlamalar ve dilekler doğal olarak birleşti.

Herkes birbirine bayramda ve yeni yılda sağlık, mutluluk, başarı diliyor.

Bunlara katılmamak mümkün mü?

Elbette ben de bütün okurlarıma sağlık, mutluluk, başarı, huzur diliyorum.

Ama benim dileklerim bunlarla bitmiyor.

Son günlerde dilime takılan, arkadaşlarım- la paylaştığım ve hep tekrarladığım üç dilek şöyle:

Çözebileceğim sorunlar için kuvvet;
Çözemeyeceğim sorunlar için sabır;
Ve bu ikisini birbirinden ayırabilmek için de akıl diliyorum.

Bu dilekler herkesten önce kendime yönelik. Çünkü belki bu meseleleri birbirinden ayırdedebi- len, başlarını durup durup dururken kayalara vur- mayan insanlar da yaşıyordur toplumumuzda.

Onların bu dileğe ihtiyacı yok.

Ama benim var.

***

Neden mi?

***

Çünkü; bu toplumda şiddet artmasın, uzlaş- ma kültürü gelişsin, laiki dindarı, alevisi sünnisi, solcusu sağcısı, Türkü Kürdü bir arada hoşgörü içinde yaşasın diye tutturmak yanlışını yaptım.

Bunun sanki benim gayretimle olabileceği hayaline kapıldım.

Gazetedeki köşemde şiddete karşı kam- panya açtım: 400 bin imza toplayıp Cumhur- başkanı'na götürdüm.

Kimseyi kimseye karşı kışkırtmadım.

Hayatım boyunca yasadışı bir örgüte yakın durmadım, destek vermedim.

İtiraflarda bulunan siyasiler gibi geçmişimde silahla, bombayla, eylemle hiç bir ilişkim olma- dı. Hep sanatla, kültürle, müzikle ilgilendim.

Türkiye'yi uygar, gelişmiş, hoşgörülü, de- mokratik bir ülke olarak görme düşünü kur- dum.

Bu ülke insanlarının birbirine nazik davran- masını özledim; kibar, geleneklerine saygılı, sa- nata kültüre önem veren, değerler sistemini yer- li yerine oturtmuş bireyler olmasını arzuladım.

Gün oldu; idam cezasına karşı çıktım. (Si- vas'ta arkadaşlarımı yakanların bile ölüm ce- zası almasını eleştirdim. Çünkü hiç kimsenin ölümünü isteyemezdim.)

Gün oldu; bu toplumda haram ve helal kavramlarını yitirmenin nelere mal olduğunu yazdım.

1996 yılında ölüm oruçlarının durdurul- masına katkımız oldu. Hürriyet gazetesi, manşetinde "İşte bunlar kurtardı!" diye öv- dü bizi.

2000 yılında ölüm oruçlarını durdurmak için yine görev düştü. Bu kez, daha önce bizi övmüş olanlar kızdılar.

Aydın da değilim, alim de, önder de, kur- tarıcı da!

Aczimin farkındayım. Sadece tutarlı bir bi- çimde şiddete karşı çıkıyorum.

Her türlü zulmü, insafsızlığı kınıyorum. Bu topluma, unuttuğu "merhamet" kavramını hatırlatmaya çalışıyorum.

Besteyle, yazıyla, filmle, kitapla daha dü- zeyli, daha onurlu yaşamanın mümkün oldu- ğunu hatırlatmaya uğraşıyorum.

Ama Türkiye tersine gidiyor. Yıllardır uğ- runa mücadele ettiğimiz ne varsa, hepsinin hızla gerilediğini görüyorum.

Ve iyice anlıyorum ki gücümü boşuna har- cıyorum. Boşuna kızıp, sinirlenip, hayatı zehir ediyorum; hem kendime hem yakınlarıma.

Çünkü bu sorun benim gücümün dışında.

Dolayısıyla; çözemeyeceğim bu sorunlar için sabırlı olma yolunu seçiyor ve tasavvuf düşüncesinin ısrarla vurguladığı sabır olgusu- nun önemini yeni baştan kavrıyorum.

Vakti gelmeden hiç bir çiçeğin açmayacağı gerçeğini yüreğimin derinliklerinde duyumsu- yorum.

***

Sizlere de bu bayram gününde, çözebile- ceğiniz sorunlar için kuvvet, çözeme- yecekleriniz için sabır ve bunları birbirin- den ayırabilmek için akıl diliyorum.

Bayramınız kutlu olsun!