Tam siyaset tatil yapıyor derken bir kriz Ankara'yı, dolayısıyla da Türkiye'yi karıştırdı.
Hem de durup dururken.
Hepimiz kararname meselesine kilitlendik ama galiba ayrı ayrı şeyleri tartışıyoruz.
Her zaman yaptığımız gibi taraf oluyor, toptan yanlışlar ve toptan doğrular saptıyoruz.
Oysa arada önemli gri tonlar var.
★★★
İlk olarak Cumhurbaşkanı'nın Başbakan'la görüşüp görüşmeme konusunu kararnameden ayırmamız gerekiyor.
Bu başlı başına ayrı bir konu.
Başbakan köşkten randevu alamadığını söyleyerek, Cumhurbaşkanı'nı halka şikayet ediyor.
Cumhurbaşkanı ise randevu talebinin geri çevrilmesi diye bir durumun söz konusu olmadığı, sadece yaz döneminden dolayı haftalık olağan görüşmelerin ertelendiği açıklamasını yapıyor.
Hem de alelacele.
Yani köşk de durumun hassasiyetinin farkında.
Cumhurbaşkanı'nın Başbakan'a randevu vermemesini, küsmesini, görüşme talebini geri çevirmesini kabul etmek mümkün değil.
Hicbir sağduyulu insan, bu konuda Cumhurbaşkanı'nı haklı görmez.
Zaten o da acele bir açıklama ile "görüşme talebini geri çevirmek" gibi haksız bir durumdan kendisini kurtarmak istiyor.
Umarız bir an önce bu yanlışdan dönülür.
★★★
Görüşme konusu ayrı kararname ayrıdır.
Duygusal bir tepkiyle ikisini birbirine karıştırmamamız gerekir.
İkinci bir ayrım da kararnamenin özü ve biçimi konusunda.
Devleti fanatik kadrolardan temizlemek güzel bir amaç ama bunca yıldır güvenlik soruşturmalarından geçirerek işe aldığınız memurların üzerindeki hukuk şemsiyesini kaldırmak ve yaşamlarını iki müfettiş raporuna bağlamak ne yazık ki Türkiye gibi bir ülkede pek doğru görünmüyor.
Örnek olarak bu yetkiyi sağlık bakanının nasıl kullanacağını düşünmek yeterlidir.
***
Öte yandan hükümet "temel haklara ilişkin böyle bir kararname hazırlamaya yetkisi olmasa bile" kararında ısrar ediyor.
Bu durumda Cumhurbaşkanı'nın yapması gereken şey, kararnameyi derhal imzalamak ve aynı gün Anayasa Mahkemesi'nde iptal davası açmaktır.
Alınması muhtemel görülen bir "yürütmeyi durdurma kararı", uygulamayı zaten imkansız kılacaktır.
Böylece hem Cumhurbaşkanı kendisini Anayasa Mahkemesi yerine koymamış olur hem de memurların özlük haklanına ilişkin kararnameyi uygulatmaz.
Hele bir de Başbakan'la yüzyüze görüşür ve düşüncelerini açıklarsa ortada kriz falan kalamaz.
Aklın yolu buymuş gibi geliyor bana.
