Cumhurbaşkanı ile Başba-
kan'ın görüşemediği ender
ülkelerden biri olduk.
Belki de dünyadaki tek örnek
biziz.
Herkes bu konuda kafa yoruyor.
İletişim kopukluğunun sebebini
bulmak istiyor.
Belki şaka gibi gelecek
ama acaba hakim bey mahke-
me başkanı alışkanlığını mı
sürdürüyor diye düşünmeden
edemiyorsunuz.
Çünkü bilirsiniz; hakimler
bir dava devam ettiği sürece
davalı ve davacı tarafla görüş-
mez.
Yüz yüze gelmez.
Telefonla dahi konuşmaz.
Acaba Cumhurbaşkanı, söz
konusu olayda Başbakan'ı taraf
kabul ettiği için mi görüşmüyor?
Kendisini bir mahkeme başka-
nı, Ecevit'i de davacı olarak mı
düşünüyor?
Bunları bilmemize imkan yok.
Bu yüzden de iş böyle şakalara
kalıyor.
★★★
Ama Türkiye'nin daha da il-
ginç bir durumu var.
Dünyanın iletişim devrimi
yaşadığı böyle bir dönemde, Tür-
kiye'yi yöneten iki kişinin görüşe-
memesi tuhaf değil mi?
Yerküre telefon hatlarıyla, sibe-
roptik kablolarla, internetle, radyo
dalgalarıyla, cep telefonlarıyla,
elektronik postalarla, uydu bağlan-
tılarıyla, data transfer sistemleriyle
birbirine bağlı iken biz bu işi nasıl
başarabiliyoruz anlamıyorum.
Milyarlarca insan yüz yüze gel-
meden de birçok konuda görüşe-
biliyor.
Tokyo, New York, Sidney,
Londra gibi merkezler arasında
günün 24 saatinde kesintisiz bilgi
akışı var.
Bir seferinde John Naisbitt
Amerika'da 4 kişinin çalıştığı ofi-
sinde 64 ülke ile ortaklık yaptığını
anlatmıştı.
Swissair'in bütün işlemleri iş
gücünün daha ucuz olduğu Asya
ülkelerinden idare ediliyor.
Yani siz Swissair'le New
York'tan Zürih'e uçuyorsunuz
ama bu uçuşla ilgili büro ve muha-
sebe işlemleri Asya'da.
Bilgi akışının bu kadar hızlandı-
ğı bir dönemde Türkiye ilginç bir
örnek sergiliyor.
Cumhurbaşkanı ile Başba-
kan görüşemiyorlar.
Başka bir deyimle iki yakamız
bir araya gelemiyor.
Niçin?
Çünkü birisi İstanbul'da, biri-
si Ankara'da.
En azından resmi gerekçe bu.
Keşke yardımcılardan, koru-
malardan biri cep telefonunu çıka-
rıp çevirse de Türkiye Cumhuri-
yeti'nin iki yöneticisini birbiriyle
konuşturmayı başarsa.
Yani iş bir "Alo!"ya bakıyor.
