Fransızların “İslâmi fular” diye adlandırdığı türban, yalnız bizim değil, bütün dünyanın meselesi: Radikal İslâm, sisteme başını bağladığı kızlar yoluyla saldırıyor. Öncü kuvvet halinde kullandığı bu kızlarla, laiklik kalelerinin surlarında gedikler açmak istiyor. Böylece en büyük kötülüğü aile ve mahalle baskısıyla kapanmak (hem de üniforma gibi tek bir biçimde kapanmak) zorunda bırakılan kızlarımıza yapıyor.Temel insan haklarına, kadının özgürleşme çabalarına ağır bir saldırıda bulunuyor. Dün “İslâmi fular” Türkiye Cumhuriyeti’nin başına da bağlandı ve bu durum beni hiç şaşırtmadı.Çünkü ilk günden beri, AKP’nin Türkiye’deki laiklik ilkesinden öç almak amacı taşıdığından hiç kuşku duymadım. “Değiştik” ya da “değiştiler” diyenlere bir saniye bile inanmadım.
Evet; aslında değiştiler ama bakın hangi anlamda:AKP’yi kuranlar Necmettin Erbakan’ın rahle-i tedrisinden geçmiş, onun dizinin dibinde yetişmiş insanlar.Ondan koparken hocanın iki “yanlış”ını saptadılar.Birincisi: Hoca’daki takiye eksikliği.İkincisi: Hoca’nın Batı ve özellikle Amerika karşıtlığı.Yeni kurdukları harekette, Erbakan hocaları gibi cumhuriyet ve laiklik karşıtı konuşmalar yapmayacaklar, böylece sistemi ürkütmeyecekler, Atatürk ve laiklik yandaşı görünecekler, amaçlarına adım adım yaklaşacaklardı.İkinci amaç ise Amerika ve Avrupa’yı arkalarına almaktı.
Bu ilkelerle kurdukları parti, kucağında ummadığı bir hediye buldu. AB’yi, reformları ve demokratikleşmeyi savunması beklenen “sol” CHP, milliyetçiliğe kayarak bu alanları AKP’ye hediye etmişti.Onlar da bu hediyeye dört elle sarıldılar.
Bu yeni politikanın etkisi kısa sürede görüldü: Türkiye’deki etkili medya ve iş çevreleri “Canım bu adamlar değişti” diyerek AKP’ye destek oldular.Ayrıca AKP, yeni tutumuyla Amerika’nın ve Avrupa’nın muazzam desteğini arkasına aldı.Artık Batı karşıtı Erbakan hareketi çökmüş, Amerikancı AKP ise yükselmişti.Ama bu balayının sonsuza kadar sürmeyeceği açıktı.Çünkü taban, amaçları doğrultusunda adım atmaya zorluyordu onları.Ve bu adımların en kritiği “türban”dı.
AKP bu planı uygularken, devlet cephesinde de şöyle bir tutum oluştu:“AKP Anayasal düzene dayanarak, meşru olarak iktidara gelmiş bir partidir. Bu yüzden duruma müdahale edilemez. Ama AKP’nin İslâmi rejime geçiş niyetini uygularken gelip dayanacağı ve asla kabul edilemeyecek olan nokta hangisidir?” Bir takım önemli ve gizli toplantılarda bu soruya yanıt arandı ve şu sonuca ulaşıldı.“Bu nokta türbandır. Çünkü türban, dünyadaki benzerleri gibi AKP’nin de laiklik kalesinin kapısını yıkmak üzere hazırladığı bir koçbaşıdır. Türbanı zorladığı anda AKP’nin meşruiyeti biter.”
Bütün bunlar gözlemdir; istek ya da niyete bağlı düşünce değildir.Şundan emin olun ki; dünden itibaren AKP’nin meşruiyeti tartışılmaya başlanmıştır.AKP iktidar gücünün kaynağını Anayasa’dan aldığı halde, bu kaynağa kezzap dökmeye yeltenmiştir.Yani Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddelerine ve ruhuna sataşarak, kendi meşruiyetini tartışılır hale getirmiştir.Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.Bu bir dönüm noktasıdır ve 2008 yılının 10 Şubat’ında vaziyet bundan ibarettir.
