Alman Nazizmi, ırkçı görüşlerini büyük ölçüde Friedrich Nietzsche’nin “Üstün İnsan (über-mench)” kavramına dayandırdı. Onlara göre Alman ırkı bütün ırklardan üstündür; dolayısıyla da dünyayı yönetmeli, kendisinden aşağı olan ırkları ya yok etmeli ya da baskı altında tutmalıdır.Oysa filozofun “üstün insan” nitelemesi (üst-insan da denebilir), bir ırkın üstünlüğü değil; insanın bütün zorluklara göğüs gererek direnmesini, bunları aşarak daha da güçlenmesini anlatan bir kavramdı.Naziler bu kavramı çarpıtarak, Alman Nazizminin temeline yerleştirdiler.Ne yazık ki bu çarpık anlayış hâlâ sürüyor.Ludwigshaven’da Türkleri yakan yeni Nazilerin çıkış noktası da bu.Onlara göre Alman ırkı üstün, diğer ırklar aşağılık. Hele Türkler iyice aşağıda.Dolayısıyla Almanya’da yoğun bir biçimde yaşayan, çalışan Türkler katledilmeli, yakılmalı ve sürülmeli.Aynen İkinci Dünya Savaşı’nda Yahudilere, Çingenelere, komünistlere, entelektüellere ve eşcinsellere yapıldığı gibi.Dünya bu ırkçı nefretin ve sakat milliyetçiliğin acılarını çok yaşadı.21. yüzyılda bu vahşetin hortlaması ise tek kelimeyle korkunç.İşin bir de şu yanı var:Biz Türkiye’de insanları türbanlı ve türbansız diye ayırırken, bütün enerjimizi bu tartışmaya verirken Naziler, yaktıkları Türk’ün başının kapalı ya da açık oluşuna hiç bakmıyor. Onlara göre Türk olmak, yakılmak, öldürülmek için yeterli bir sebep.

Dünyada insanlar sadece ırkçı nefret sonucunda yakılmıyor.Dini sebeplere dayandırılarak yakılan insan sayısı da çok.Bunun en korkunç örneklerinden birisini Sivas’ta yaşamadık mı?Nazilerin, kendi üstünlüklerine inanarak Türkleri yakmaları gibi, Sivas’ta da birileri, kendilerinin Müslüman, karşı taraftakilerin kâfir olduğuna inandırılarak 37 canımızı diri diri yaktılar.Demek ki dini şiddet de ırkçı şiddet kadar tehlikeli. Türkiye’de sağduyulu insanlar, yıllardan beri çağrı yapıyor; bu halkta “ırkçı ya da dinsel şiddetin” yolu açılmasın diye uğraşıyorlar.Çünkü bir takım gizli örgütlerle, tahrik edilmiş halk kitlelerinin, bu iki kavrama dayanarak tarih boyunca en korkunç cinayetleri işlediği biliniyor.Üstün insanlığa, ancak uyumla, kardeşlikle, hoşgörüyle, barışla, şiddetten uzak kalmakla ulaşılabilir.Irk ve din kavramlarına dayanılarak işlenen suçlar ise insanlığın yüz karasıdır.Dün Salem’de, Toledo’da, Solingen’de, Dachau’da, Buchenwald’da, Sivas’ta, bugün Ludwigshaven’da. Gazetelerde yurttaşlarımıza uygulanan şiddetin yürek paralayan fotoğraflarına bakarken, vicdanlı bir Alman yazarı olan Heinrich Böll’ün iki kitabını anmadan edemedim.Birinci kitabın başlığı şu: “Ademoğlu Neredeydin.” İkinci kitabın kapağında ise şu başlık var: “Ve O Hiç Bir Şey Demedi.” Evet, bugün de soruyoruz; dünyayı kaplayan ırkçı ve dinsel şiddete karşı; ademoğlu neredesin, neredesin?