Salı akşamüstü telefonum çalıyor, açıyorum; karşımda Alvin Toffler.
Önce Los Angeles'teki evinden aradığını sanıyorum.
"Hayır!" diyor. "Biraz önce İstanbul'a geldim."
Telefon numaralarım değiştiği için daha önce haber verememiş. Hemen oteline gidip alıyorum ve eve geliyoruz.

Yirmi yıla yaklaşan dostluğun anıları ile yeni haberlerin kaynaştığı tadına doyulmaz sohbet, Alvin'in anlattığı birbirinden güzel fıkralarla süsleniyor.
İlerleyen yaşına rağmen son derece dinç, dinamik ve çarpıcı düşünce hızından hiç bir şey yitirmemiş.
20'inci yüzyılı en çok etkileyen düşünürler arasında anılan ve teorileri zaman içinde doğrulanan Toffler, Türkiye'ye Kalder için bir konferans vermek üzere gelmiş.

★★★
Toffler'le konuşurken söz bir ara Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkilerine geliyor. Pazar akşamı Daniel-Cohn Bendit ve diğer Avrupa parlamenterleriyle konuştuklarımı aktarıyorum kendisine. Yolumuzun ne kadar güç olduğundan söz ediyorum.

Alvin Toffler "Avrupa hata yapıyor!" diyor. "Stratejik bir hata."
Sonra düşüncelerini açıyor:
"Eğer Avrupa, İslam adına davranan aşırı güçlere karşı korunmak istiyorsa Türkiye'yi içine almalı. Avrupalı, modern bir Türkiye bu konudaki en güçlü güvencedir. Avrupa bunu göremiyor."

Alvin Toffler'in fikirleri Beyaz Saray ve Pentagon'da büyük yankı buluyor.
Bu yüzden Wall Street Journal makalesiyle paralellik gösteren sözlerini Amerika'daki güçlü bir eğilim olarak algılamak çok yanlış olmaz.

★★★
Akşamın ilerleyen saatlerinde Alvin Toffler dördüncü kez geldiği Türkiye'deki gelişmelerle ilgili sorular soruyor.
Ona AP'nin açıklamalarına giren Kürt ve Ermeni sorununu, Yunan ilişkilerini ve batık bankaları anlatıyoruz.

Devlet Bankaları'nın 20 milyar dolar, batan özel bankaların da yaklaşık 10 milyar dolar yük getirdiğini söyleyince; "Endonezya'daki durumun aynısı!" diyor. "Bütün dünyada bu işler aynı kurallara göre işliyor. Bir sistem meselesi!"
Sonra uzun uzun yolsuzluktan korunma metodlarını anlatıyor.
Ne yazık ki bunlar bir gazete köşesine sığacak gibi değil.

★★★
Ermeni konusunda da farklı bir biçimde dile getiriyor Toffler.
Tarihte bazen açık soykırımlar, bazen de katliamlar yaşandığını hatırlatarak, "Bu iddialar ne kadar süreyle geçerliliğini korumalı?" sorusuna cevap arıyor.

"Mesela İsrail'de 'Bu topraklar 2000 yıl önce benimdi!' demek bir anlam taşıyabilir mi? Orada bugün insanların öldürülmesine dayanak oluşturabilir mi?" diye soruyor.

Alvin Toffler'e göre bu tip tarihsel iddialara bir "zaman aşımı" kavramı gerekli.
Bir soykırım ya da katliam iddiası ne kadar süre geçerliliğini koruyabilir?
Bir nesil boyunca mı, yüz yıl mı, iki yüz yıl mı, daha mı fazla?
Eğer bu süre çok uzatılırsa, olayların yaşadığı dönemden çok sonra doğan masum çocuklar, geçmişte olanlar ile nasıl suçlanabilir?

***
Bu ilginç sohbetten bazı konu başlıkları ve Toffler'in üzerinde çalışmakta olduğu yeni kitabıyla ilgili bilgileri başka yazılarda aktarmaya devam edeceğim.