Pazar akşamı İstanbul'da, Avrupa Parlamentosu'dan etkili bir grupla yemekte buluştuk.
Daniel Cohn-Bendit'i tanıyorsunuz: Karma Parlamento eş başkanı.
Andrew Duff ise başkan vekili.
Masada Alman milletvekili Claudia Roth ve aday ülkelerle ilgili işlemleri yürüten Geoffrey Harris ile Joanna Jarecka-Gomez de bulunuyordu.
Avrupa Birliği'nde uzman olarak çalışan Ali Yurttagül de oradaydı.
Yemek boyunca Avrupalı parlamenterlerle uzun uzun sohbet etmek ve düşüncelerimizi anlatmak olanağı bulduk.
★★★
Avrupa Birliği ve Parlamentosu'nun son günlerdeki Ermeni, Kıbrıs ve Ege çıkışları Türkiye'de soğuk duş etkisi yaptı. Yemekte bu sertleşmenin nedenlerini bulmaya çalıştık.
Hiç bir parlamenter bunu net olarak ifade etmese de edindiğim izlenim şu:
Avrupa Birliği'nde büyük bir grup Türkiye'nin üyeliğine toptan karşı.
Bizi istemiyorlar. Kendilerinden ayrı görüyorlar. Kafalarında Türkiye'ye ilişkin önyargılar var. Bazı kesimler bizi hala "palasından kan damlayan Türk" olarak görmekte ısrar ediyor. Tarihsel önyargılara saplanıp kalmışlar.
İşte bu kesimler Türkiye'nin üyeliğini sabote etmek için böyle kışkırtıcı metinlere yer veriyor ve sabrımızı taşırmak istiyorlar.
Bizi dışlamak isteyenler arasında muhafazakarlar da var, sosyal demokratlar da!
Onların kışkırtıcı metinleri-ne Türkiye sert cevaplar verince, üyelik görüşmeleri tehlikeye giriyor.
Bu da bizi istemeyen çevrelerin ekmeğine yağ sürüyor.
★★★
Yemekte buluştuğumuz parlamenterlere şu gerçeği anlatmaya çalıştık:
Türk halkı, Avrupa'nın kullandığı ifadelere karşı çok duyarlı.
Avrupa Birliği'nin, iç işlemlerimize müdahele olarak algıladığımız sert açıklamaları bizi son derece rahatsız ediyor.
Yüzlerce yıl bağımsız yaşamış bir halk, bu dayatmaları reddetme eğilimi içine giriyor ve milliyetçi duygular kabarıyor.
Oysa biz zaten kendi içimizde demokratikleşme, arınma, aydınlanma mücadelesi veriyoruz. Bu ülkede insan haklarına saygılı ve çağdaş değerlerle bütünleşmiş bir hukuk devleti yaratma çabaları azımsanmayacak ölçüde.
AB'nin son tutumu, demokratik çevrelerin değil, tam tersine sertlik yanlılarının ve Avrupa Birliği karşıtlarının ekmeğine yağ sürüyor.
Galiba iki tarafta da birbirini istemeyen grupların sesi yükselmekte.
Yemek boyunca bunu anlatmaya çalışıyorum.
★★★
Bir yandan da "Acaba fazla mı duyarlı davranıyoruz?" sorusuna cevap arıyorum.
Diğer aday ülkelerle ilgili durumu soruyorum.
Bırakın aday ülkeleri; üye ülkelerin bile uyum sorunu yaşadığına dikkat çekiyorlar.
Mesela İsveç, hala Avrupa Birliği'ne entegre olamamış.
Aday ülkelerden Çek Cumhuriyeti'ne, 2. Dünya Savaşı sırasında Südet Almanlarına uyguladıkları şiddetten dolayı bir kınama yayınlamışlar.
Çekler bundan pek hoşlanmamış ama bizim kadar sert bir cevap da vermemişler.
★★★
Avrupalı parlamenterlerle akşamın sonunda, tam üyelik yolunun ne kadar zor ve dikenli olduğunu bir kez daha kavrıyorum.
Sanki mayınlı arazide yürüyor gibiyiz.
Önümüzdeki günlerde Kıbrıs sorununun bugünleri de aratacak tartışmalara neden olacağını düşününce insanın içine fenalıklar basıyor.
Tek çare, nihai amacı gözden kaçırmamak ve ustalıklı bir siyaset yürütmek.
Çünkü Türkiye'yi Avrupa Birliği'nden tamamiyle koparmanın tarihi sorumluluğunu hiç bir lider üstlenmek istemez.
