BUGÜNLERDE İstanbul sinemalarında gösterilen "L.A. Confidential" (Los Angeles Sırları) adlı film emniyet örgütündeki bozulmayı ve çürümeyi anlatıyor.
Filmde hiç iyi bir kişi yok: Rüşvetçi polisler, uyuşturucu pazarını ele geçiren polis şefleri, faili meçhul cinayetler, masum sanıkların üzerine yıkılan suçlar, yargısız infazlar, öldürüldükten sonra eline tabanca tutuşturulan siviller vs.
Filmi seyrettiğiniz zaman mavi denizleri, uçsuz bucaksız meyve bahçeleri ve sımsıcak kumlarıyla bir cennet gibi gösterilen Los Angeles'ın arka yüzünü, suç ve dehşet bataklığını görüyorsunuz.
Büyük bir ustalıkla çevrilmiş ve Cannes Film Festivali'nde büyük beğeni kazanmış olan film, Amerikan güvenlik sistemini yerden yere vuruyor.
***
FİLMİN sonunda polis teşkilatı suçların üzerini örtüyor, gırtlağına kadar suça batmış polisleri öldükten sonra şeref madalyalarıyla onurlandırıyor ve kamuoyuna hiçbir bilgi sızdırmıyor.
Bu yönüyle film bir anlamda Susurluk skandalını hatırlatmakta.
Çünkü Türkiye kamuoyu da Susurluk'ta birtakım suçların işlenmiş olduğuna ancak bunların hiçbir biçimde açığa çıkmayacağına inanmakta.
Bu iş de diğerleri gibi kapatılacak.
Film bittiğinde sinemadan çıkanların kendi aralarındaki konuşmalara kulak kabarttığınızda, herkesin böyle düşündüğünü anlıyorsunuz.
***
AMA arada büyük bir fark var:
Filmde Amerikan polis teşkilatı kendi iç hesaplaşmalarıyla işi temizliyor.
Örgütü suçtan arındırıyor. Suçlular cezasını buluyor.
Ancak suçlu oldukları ilan edilmiyor.
Türkiye'deki kuşku ise suçluların cezalandırılmayacakları, tam tersine ödüllendirilecekleri.
İşte bütün fark da burada.
Eğer bir sistem kendini temizleyecek, suçtan arındırabilecek mekanizmaları oluşturmuşsa sorun yok.
Bütün dert, adalet duygusunun yok olması, suçluların cezasız kalıp, suçsuzların başının yanması.
Bu iş tersine çevrilip, adalete uygun davranıldığı zaman, kamuoyu gözündeki itibarını düşünen emniyet örgütü bazı suçların üzerini örtebiliyor.
Bakalım Türkiye'de işler nasıl sonuçlanacak?
