Arthur Koestler, modern tarihin başlangıcı olarak 6 Ağustos 1945 tarihini gösterir. Çünkü insanoğlu ilk kez bu tarihte, kendi cinsini kitle halinde öldürme cüretini göstermiştir. Hiroşima’ya atılan bomba bir deliliğin, bir cinnetin başlangıcıdır. Yalnız insanları ve hayvanları değil, toprağı bile öldüren bu bomba tarihin yüz karasıdır. Düşünün ki bomba atıldıktan ancak 41 yıl sonra bir filiz toprağı yarıp çıkabilmiştir. “Jartus” adlı kitabında bu tarihi saptamayı yapan Arthur Koestler, insanoğlunun deli olduğuna inanıyordu. Zaten bu inancı taşımaya daha fazla tahammül edemediği için de kendini öldürdü. Bu büyük düşünüre göre, evrim sürecinde insan bedeni gelişirken, zihinde bir takılma, bir gerileme olmuş ve bu da giderilmesi olanaksız zararlara yol açmıştı. Hiroşima, Nagazaki bombardımanlarını ve dünyanın bugünkü durumunu düşününce Koestler’e hak veriyorsunuz. ABD’nin başına geçmiş olan bir çete hak, hukuk, uluslararası düzen, Birleşmiş Milletler dinlemeden istediği yeri bombalıyor, insanları katlediyor ve ne yazık ki -bunları yazarken sinirden elim titriyor ama- Türkiye gibi birçok ülkenin ulusal onurunu kovboy çizmeleriyle çiğnemekte hiçbir sakınca görmüyor. Düşünün; başka bir ülke, mesela İtalya, İspanya, Fransa, Yunanistan askerlerimizi başlarına çuval geçirerek tutuklasa ve arkasından kendisine yardım için asker göndermemizi istese bu ülkede neler olurdu? Ama görüyoruz ki söz konusu ülke Amerika olunca hiç kimse sesini çıkaramıyor. Vahşi batıdan ve bileği kuvvetli olanın kazanması geleneğinden doğan Amerika’da şiddete tapma alışkanlığı var. Bu durumu en iyi anlatanlar, vicdan sahibi Amerikalı yazarlardır. Amerikan vahşeti denilince aklıma hemen William Faulkner’ın mucizevi romanı “Ağustos Işığı” gelir. Bir güney kasabasında yarı zenci yarı beyaz olan Joe Christmas’ı uydurma bir tecavüzle suçlayıp peşine düşerler. Kasabalılar bir tenhada kıstırdıkları Christmas’ın cinsel organını kesip bir zafer duygusuyla etrafa gösterirler. İşte Amerika’lardan biri budur. Öteki Amerika ise bu vahşeti eleştiren, insani gelenekleri savunan hümanist Amerika’dır. Üzücüdür ki; bugünkü idare birinci Amerika’yı, yani Kızılderili katliamını, zenci linçlerini ve insan haklarına dünya çapındaki saldırıları örgütleyen Amerika’yı temsil ediyor.