“Amerika’da en tepeye kadar uzanan ve hegemonyacılığa bel bağlamış olan bazı çevreler, Clinton’a, Amerikan liderliğinin, dünyaya hükmetmek anlamına geldiği fikrini empoze etmeye çalışmaktadır. Bu tam bir ütopyadır. Daha önce komünizm ütopyası vardı. Bu tam bir aptallıktır.” Bu sözler Sovyetler Birliği’nin son devlet başkanı Mihail Sergeyeviç Gorbaçov’a ait. 1997’nin son haftasında Moskova’da yaptığımız görüşmede kelimesi kelimesine böyle söylemişti. O zaman bu sözün önemli olduğunu düşünmüştüm. Çünkü iki kutuplu dünyadaki bir kutbun liderliğini yapmış olan, yıllar boyunca KGB gibi birçok istihbarat kaynağından bilgi alan ve dünya politikasını bilen bir kişi söylüyordu bunları. Aradan geçen yıllar Gorbaçov’u haklı çıkardı. İsteklerini Clinton’a kabul ettiremeyen çevreler, çeşitli hileler ve seçim oyunlarıyla iş başına getirdikleri George W. Bush zamanında istedikleri gibi at oynatmaya başladılar. Clinton’ın başına örülen Monica Lewinsky çorabı, bu stratejinin uygulamaya konması ve Cumhuriyetçi bir başkan seçtirilmesi için işaret fişeği vazifesi gördü. Bazı aklı başında Amerikalıların da belirttiği gibi Demokrat başkan adayı Al Gore, Monica Lewinsky skandalı yüzünden, sevilen başkan Clinton’dan uzak durdu, ondan yeterince yararlanamadı. Gorbaçov Amerikan egemenliği teorisine karşı şunları eklemişti: “Dünya farklı renklerden oluşur ve öyle kalacaktır. Ülkelerin, ulusların, hatta en küçük halkların görmezden gelinmesi pek çok anlaşmazlığı ve olumsuz sonucu doğurmaktadır… Başkası tarafından yönetilmeyi kim kabul edebilir? Hiç kimse. Bu yüzden dünya çoğulcu olmak zorundadır.” Unutmayalım; bunları söyleyen kişi, Kızıl Ordu’nun Afganistan’dan geri çekilmesi emrini vermiş olan devlet başkanı. Herhangi bir teorisyen değil. Gorbaçov’a kulak vermeyi sürdürelim: “Yeni dünya düzeni, saygın ve demokratik bile olsa bir ülkenin veya bir grup ülkenin çıkarları üzerine kurulamaz. Yani dünyanın yüzde 20’si istediğini yapacak, yüzde 80’i; yani 5 milyar insan kendisine dayatılanla yetinecek. Böyle bir şey olamaz.” Ve Irak… Gorbaçov’un kehanet niteliğindeki cümleleri şu saptamayla devam ediyor: “Son dönemde kaynakların hızla azaldığı gözlemlenmektedir. Enerji kaynakları üzerinde denetim kurmak için şiddetli bir mücadele var. Bu kaynakların kullanımında gelişmiş ülkelerin çıkarları gözetilmekte. Zengin ülkeler, sahip oldukları teknolojilerle çıkarlarını koruyorlar. Ancak, kaynakların bulunduğu ülkelerdeki kaynak sahiplerinin çıkarlarının gözetilmesi de önemli. Dolayısıyla oyunun kurallarını belirlemek gerekir.” Her şey ne kadar açık değil mi! Gorbaçov beş yıl önce, Amerikan hegemonyasını “aptal bir ütopya” olarak niteliyor ve enerji kaynaklarına el koyma stratejisini eleştiriyor. Gören göz için olup biten hiçbir şey karmaşık değil. İçimize su serpen şey ise, bunun bir çıkmaz sokak olduğunun, dünyada bu işi en iyi bilecek kişilerin başında gelen Gorbaçov tarafından söylenmiş oluşu.