Diyelim ki Anayasa Mahkemesi, kılık kıyafetle ilgili Anayasa değişikliğini esastan bozdu. Yani Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddelerine aykırı davranıldığına karar verdi. Bu durumda ne olacak? İşin bir pratik bir de hukuki sonuçları ortaya çıkmayacak mı?

Bence böyle bir karardan sonra -eğer çıkarsa elbette- üniversiteler ve sokak daha da karışacak. Üniversiteye girme hakkını aldığını düşünerek sevinen türbanlı kızlarımız, bu karara infial duyacak. Türban cephesindeki zafer havası yerini laik cephedeki zafer havasına bırakacak. Yani toplumdaki bölünmüşlük, güçlenerek devam edecek. AKP’nin siyasal alanda eli güçlenecek. Mağduriyetten oy çıkarmayı bilen AKP yerel seçimlere daha da güçlü bir biçimde girecek. AKP’nin yönetim kadrosu tabandan gelen “türbanı çözün” baskısına, “elimizden geleni yaptık ama görüyorsunuz sistem bırakmıyor. Demek ki vakti gelmemiş. İleride tamam inşallah!” yanıtını verecek.

Bütün bunlar kolayca tahmin edilebilecek gelişmeler ama asıl sorun başka yerde. Ülkenin en yüksek mahkemesi, AKP ve MHP’nin “Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek laiklik ilkesi”ni delmeye çalıştığı yönünde karar verdiği zaman, hukuki süreç nasıl işleyecek? Böyle bir karar üzerine hiçbir şey olmamış gibi davranılamayacağına göre, bir takım girişimler beklenmesi doğaldır. Acaba bu girişim Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın iki parti hakkında kapatma davası açması olabilir mi? Böyle önemli bir mahkeme kararı ve bu karardaki tespit, Başsavcı’nın harekete geçmesini zorunlu kılar mı? Bunları bilemiyoruz elbette. Hukukçularımızın önümüzdeki dönemde uzun uzun bu konuyu tartışacakları düşünülebilir. Ama benim basit mantığım, eğer Anayasa Mahkemesi bu yönde bir karar verirse, hiçbir şey olmamış gibi davranılamayacağı yönünde işliyor.

Bir ülkenin en yüksek mahkemesi, iktidar partisinin ve yandaşı partinin rejimin özüyle çeliştiğini saptarsa, o ülkede taşların yerinden oynaması kaçınılmaz hale gelir. Hatırlarsanız Refah Partisi ve Fazilet Partisi “laiklik karşıtı hareketlerin odağı oldukları” gerekçesiyle kapatılmışlardı. Oysa iki parti de Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edlemeyecek maddelerini değiştirme girişiminde bulunmamıştı. Ben o zamanlar yazılarımla iki partinin de kapatılmasına karşı çıkmıştım. Şimdi de bu satırları, AKP ve MHP kapatılsın diye değil, neler olabileceğini düşünme çalışması olarak kaleme alıyorum. Parti kapatmalar eski deyimle sadre şifa olmuyor. Ama Anayasa Mahkemesi eğer bu yönde bir karar alırsa, nasıl hiçbir şey olmamış gibi davranılabileceğini de merak ediyorum doğrusu. Kısacası öyle de olsa, böyle de olsa önümüz karışık.