Türkçedeki bazı yeni kullanımlar böyle garip oyunlar oynuyor zihnimize. Birçok Batı dilinde “constitution” denilen kavrama anayasa dediğimiz için, bunu büyük bir yasa olarak algılıyoruz. Oysa bu kavram, ulusun kuruluş felsefesini ve haklarını belirleyen ve her şeyin üzerinde yükseldiği bir temel olarak anlaşılmalı. Daha önce “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu” demiştik. Aslında Atatürk’ün “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu”, Batı anayasalarına daha çok benziyordu. İhtilalden sonra iş başında bulunan askerler Anayasa’yı, kendi istedikleri yöne açık, istemedikleri yöne kapalı hale getirmek için o kadar çok ayrıntıyla doldurdular ki metin bir anayasa olmaktan çıkıp bir yasaya dönüştü. 80 darbesinden sonra hazırlanan Anayasa’da bu eğilim daha çok ortaya çıktı ve metin, “toplumsal sözleşme” yerine ayrıntlı bir yasaya dönüştü. Dolayısıyla Anayasa konsundaki yorumlar ve tartışmalar da çoğaldı.

Bu köşede kaç kez yazdık: Bizim sorunlarımızın temelinde Anayasa var. Anayasa’yı bir “constitution” haline getirmeyi başaramazsak da bu iş böyle devam edecek. Constitution bir işin temelini oturtmak anlamında. Teşkilat-ı Esasiye biraz bu kavramı andırıyordu. Çünkü Atatürk o dönemdeki deyimle “İhtilal-i Kebir”in (Fransız İhtilali’nin) çocuklarından biriydi. Eğer Amerika kısa bir anayasa ile, İngiltere 1215 tarihli Magna Carta ile yönetiliyorsa, Türkiye niçin kendisine uzun, muğlak ve her ayrıntıya karışan bir anayasa hazırlıyor?

Düşünün: Yalın bir anayasamız olsaydı; Türkiye Cumhuriyeti’nin değiştirilmesi mümkün olmayan niteliklerini sıraladıktan sonra insan hakları, toplumsal barış, kişilerin inanç, mülkiyet, ideoloji, köken ve kültür haklarını güvence altına alan bir temel felsefeyi yansıtsaydı bugün içine düştüğümüz kargaşaların hiçbirini yaşamayacaktık. Anayasa’yı “ağyarını mani, efradını cami” bir metin haline getirmeye çalışanlar yüzünden şu anda bocalayıp duruyoruz. Cumhurbaşkanımızı nasıl seçeceğimiz belli değil, her anayasa hukuku profesöründen ayrı yorum geliyor, durmadan mahkemelik oluyoruz.

Önerimi yineliyorum: TBMM’ye paralel bir “Anayasa Meclisi” seçelim. Bu meclis sadece bir kez görev yapacak, bir daha politikaya bulaşmayacak kişilerden oluşsun. Toplumun her kesimini temsil etsin. Halkla, sivil toplumla, üniversitelerle, esnafla, tüccarla, köylüyle, işçiyle, emekliyle, Doğu-Batı ayrımı yapmadan bütün yurttaşlarının temsilcileriyle çalışıp kısa, net ve açık bir anayasa metni hazırlasın. Sonra bu anayasa -80 sonrası gibi zorlamalar olmadan- halkoyuna sunulsun. Hepimizin aklının ve gönlünün yattığı ve “benim Anayasam” diyebileceğimiz bir kurucu metne kavuşalım. Bence tek çare bu.