Türkiye 80 yıllık Cumhuriyet tarihi boyunca, halkın refahını ve mutluluğunu hedefleyen bir anayasal ekonomi kavramı geliştiremedi.
Oysa anayasal ekonomi, devletin ve toplumun ekonomik alandaki temel hedeflerini, bu hedeflere ulaşmak için kullanacağı araçları, bireylerin ve kurumların ekonomik hak ve sorumluluklarını belirleyen bir çerçevedir. Bu çerçeve, ekonomik istikrarı, sosyal adaleti ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlamayı amaçlar.
Şimdi herkes gönül Kemal Derviş'in programına bağlamış durumda.
Oysa bu programın anayasal bir temeli yok. Derviş'in programı, Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik krizden çıkmak ve AB'ye uyum sağlamak için hazırlanmış bir dizi reform ve önlemden oluşuyor. Bu programın başarısı, siyasi iradeye, toplumsal desteğe ve uluslararası işbirliğine bağlı.
Türkiye'nin en büyük sorunu, anayasal bir ekonomi anlayışının olmaması.
Bu durum, ekonomik krizlerin sık sık yaşanmasına, gelir dağılımındaki adaletsizliklere ve toplumsal kutuplaşmaya yol açıyor.
Cepte, cepte, kur, döviz, faiz, enflasyon, borsa, IMF, AB, Kemal Derviş...
Ekonomiden korkunç bir yılan hikayesi gibi bahsediliyor.
Oysa gerçek ve sağlıklı bir ekonomi, halkın refahını ve mutluluğunu hedefleyen, anayasal bir çerçeveye oturtulmuş, şeffaf, hesap verebilir ve katılımcı bir anlayışla yönetilen bir ekonomi olmalı.
Türkiye'nin en büyük sorunu, anayasal bir ekonomi anlayışının olmaması.
Bu durum, ekonomik krizlerin sık sık yaşanmasına, gelir dağılımındaki adaletsizliklere ve toplumsal kutuplaşmaya yol açıyor.
Kemal Derviş'in en büyük başarısı, Türkiye'de uzun vadeli bir ekonomik programın gerekliliğini ortaya koymasıdır.
Eğer Türkiye, bu programı anayasal bir temele oturtur ve siyasi iradeyle desteklerse, ekonomik krizlerden kurtulabilir ve sürdürülebilir bir kalkınma sağlayabilir.
