Ki yanlı sıralanmış çınar ağaçlarının, kış rüzgarından kurtulup dalında tutunmayı başaran kahverengi yapraklarıyla süslenmiş bir Ankara sokağı.
Daha çok memur ailelerinin oturduğu yıpranmış apartmanlarıyla ve gelip geçen sucu, sütçü, eskici, simitçi takımının gür sesleriyle ortalığı titrettiği, tipik ve bizden olan bir sokak.
Akşam karanlığının çöktüğü, gün boyu mutfaktan çıkmayarak hazırlanmış yemeklerin sofraya getirildiği ve yaşlı dededen, lise öğrencisi toruna kadar bütün ailenin masa başında buluştuğu saatler.
Ortalık sessiz, sakin ve huzurlu.
***
DERKEN bir anda çalmaya başlayan bir davul; ona katılan tencere, çatal, tabak şakırtıları, keskin düdükler, durmadan yakılıp söndürülen ışıklar...
Bir cümbüş ki sormayın gitsin.
Saat tam dokuz!
Türkiye'ye yeni gelmiş bir yabancı, o sakin sessiz sokaktan geçiyor olsa, birdenbire patlayan bu gümbürtüyle şaşkına dönmesi işten değil.
Yaşlısı genci, kadını erkeği, çoluğu çocuğu, memuru, askeri, esnafıyla sokak canlanmış, Türkiye'nin geleceği konusunda ne düşündüğünü haykırıyor.
İstanbul'da göremediğimiz kadar yoğun, candan ve gönülden bir katılım bu!
"Sokağın Dili Olsa" romanındaki gibi.
Artık sokağın dili var!
PIRIL PIRIL İNSANLAR
Ertesi akşam, karanlık çökerken, Dil ve Tarih Coğrafya fakültesinin büyük salonundayız.
Çorum - Der, "Dünya Gönüllü Kuruluşlar Günü" öneriyor ve bu amaçla birçok aydını, kitle örgütü başkanını salonda bir araya getirmiş.
Ankara'da sekiz yüz bin Çorumlu yaşadığını öğreniyorum ama büyük salonu balkonlarına kadar tıklım tıklım dolduranların hepsi Çorumlu değil.
Öğrencilerin coşkulu alkışları ortalığı inletiyor.
Demokrasi konuşuluyor, hukuk devleti özlemleri dile getiriliyor.
Aydınlık, pırıl pırıl, bilinçli bir kitle bu.
Salondaki herkes birbirinin kardeşi.
Türkiye'yi uçurumun kıyısından döndürmeye azmetmiş bir kararlı insanlar topluluğu.
DEMOKRATLAR AYAĞA KALKIYOR
Bu iki akşamı yaşadıktan sonra içime bir umut yayılıyor.
Türkiye'nin sahipsiz kalmadığını, kitlelerin dalga dalga gelerek ortak bir bilince doğru yürüdüğünü görmenin heyecanı ve sevinciyle sarsılıyorum.
Her şeyin, politika ve medya penceresinden seyredildiği gibi dar, ufuksuz, kısır olmadığını bir kez daha kavrıyorum.
Daha sonra yaptığımız bazı görüşmeler, umutsuz gibi görünen bu günlerin yepyeni umutlar yeşertmeye aday olduğunu kanıtlıyor.
Demokrat kitlelere öncülük edecek kuruluşlar yavaş yavaş doğruluyor ve "Biz de varız! Bu ülke bizden sorulur!" demeye ve milyonlarca insanı demokrat cephede toplamaya hazırlanıyorlar.
İçime taze bir bahar dalı ferahlığı yayılıyor.
Ankara'ya teşekkür ediyorum.
Ve İstanbul'a daha umutlu dönüyorum.
İlk cemre, Türkiye'nin yiğit ve dost insanlarının yüreğine düşüyor.
