Yönetmenliğini yaptığı At, Seni Seviyorum Rosa, Su da Yanar, Balalayka gibi filmleriyle yakından tanıdığımız Ali Özgentürk’ün çok ilginç yeni bir film projesi var. Filmin adı “Kaçın Türkler Geliyor!” anlamındaki “Mamma Li Turchi!” Çok eskiden Avrupalılar çocuklarını korkutmak için bu deyimi kullanırmış. Özgentürk’ün yapımcılığını üstleneceği bu film bir dizi Avrupalı ve Türk yönetmenin kısa filmlerinden oluşacak. Konu Türkiye’nin Avrupa Birliği macerası. Projeye katılacak Türk yönetmenler toplumumuzun ve insanımızın Avrupa yolculuğunu acısıyla tatlısıyla, mizahi ve dramatik yönleriyle hikâye edecek. Özgentürk bu proje için Avrupa’nın önde gelen yönetmenleriyle yazışıyor. İsmi geçen yönetmenler arasında kimler yok ki… Pedro Almodovar, Lars Von Trier, Bertrand Tavernier, Aki Kourusmaki, Neil Jordan, Wim Wenders, Bernardo Bertolucci, Michael Winterbottom, Peter Greenaway, Ken Loach, Werner Herzog, Emir Kusturica bunlardan bazıları. Özgentürk deneyimli, toplumun nabzını en iyi tutan Avrupalı yönetmenleri seçmiş ve onlardan 10-15 dakikalık kısa filmler yapmalarını, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi konusunda ne düşündüklerini, ne hissettiklerini ve de ne öngördüklerini anlatmasını istemiş. Farklı din ve kültürler insanlığın geleceği açısından bir arada yaşamayı öğrenmeli mi? Avrupa ülkelerinin halklarının şu andaki vizyonu ve Avrupa kamuoyunun nabzı, Avrupa Birliği’ni oluşturan ilk ideal ile uyumlu mu? Tam entegrasyona gidilirken acaba milliyetçilik yeniden mi canlanmakta? Avrupa Birliği yaşayacak mı? Avrupa Birliği bir ütopya mıdır? Avrupalılar kendilerinden olmayanı gettoya mı itmektedir? Türk toplumunun uygarlığı Avrupa Birliği ile uyum sağlayabilir mi? Avrupa Birliği halkları, Türklerin Avrupa Birliği’ne girmesinden korkuyor mu? Eğer öyle ise neden? Avrupa Birliği ülkelerinde 50 yıldır yaşayan Türkler, Avrupalıların hayatını etkiledi mi? Avrupalılar 50 yıldır beraber yaşadıkları Türkleri etkiledi mi? Avrupa, Türkiye halkının Arap-Müslüman aleminden farkını algılıyor mu? İşte filmlerde bu ve bunun gibi sorulara yanıt aranacak ve Avrupalı yönetmenler bizi bizlere anlattıkları gibi kendi kimliklerini ve kafalarındaki Türkiye imgesini de ciddi biçimde sorgulayacaklar. Sürekli iletişimden, etkileşimden, kültürel diyalogtan bahsediyoruz ya; eğer bu proje hayata geçirilebilirse, Türkiye ve Avrupa ülkeleri arasındaki kültürel diyaloğun en anlamlı örneklerinden biri olacak diye düşünüyorum.