Güneydoğu’da ak sakallı, yaşlı bir dindar adama sormuşlar: “Dede sen Atatürk’ü sever misin?” Yaşlı adam, “Severim” demiş. “Hem de çok severim. Onun yoluna kurban olurum. Çoluğum çocuğum da olur.” “Peki dede” demişler, “Niye bu kadar çok seversin Atatürk’ü?” “Çünkü” demiş yaşlı adam “Memleketimize layıkliği getirmiştir.” “Layıklık nedir dede?” “Layıklık işte. Adı üstünde.” “Vallahi anlamadık, layıklık nedir? Bunun üzerine dede onlan, basit bir şeyi bile bilemeyen çocukları ayıplar gibi süzmüş ve; “Layıklık” demiş.”Adı üstünde: Layık olan camiye gitsin, layık olan meyhaneye!”
Aslında sorun dedenin anlattığı kadar basit. Bakmayın siz kafalan bulandırmak için yapılan onca tantanaya, yazılan onca yazıya, dökülen onca dile. İnsanları inançlarında özgür bırakırsanız toplum zaten birbirini dengeler. Türkiye 80 yıldır Muhammed Mustafa ile Mustafa Kemal arasında bir denge kurmuş, içkisini de içiyor, ramazanda orucunu da tutuyor. Eğer politikacılar insanların inancını ve dünya görüşünü istismar etmese hiçbir sorun çıkmayacak. Ama gelin görün ki koltuk hırsı işi çığrından çıkarıyor ve Türkiye’yi dilim dilim bölüyor. Oysa dede ne güzel söylemiş: “Layık olan camiye, layık olan meyhaneye!”
