Bizde kimse iç hesaplaşma yaşamıyor, eylemlerini bir ahlaki değerler bütününe göre yargılamıyor, kendi kendinden utanmıyor.

Kısacası özeleştiri yapmıyor.

Her şey sanki maske takmış canlı organizmaların kıran kırana savaştığı bir tiyatro sahnesi.

Oysa ilkesiz ve manevi değerlerden yoksun bir dünyada yaşanamaz.

İnsanı insan yapan ögelerin başında kendi vicdanıyla hesaplaşması gelir.

Türk basını da özeleştiriden yoksun.

Büyük basın kuruluşları hiçbir ilke ve değer tanımadan ölümüne savaşıyorlar.

Son dönemdeki ansiklopedi savaşı, bu mücadelede hangi uç noktaların göze alınabileceği konusunda, dehşet verici bir perspektiv yarattı.

Ortalığı kaplayan toz ve dumanı aralayıp, serinkanlı bir yaklaşımla neler olduğunu hatırlayalım.

Şunu da ekleyeyim: Amacım çalıştığım gazeteyi övmek değil. Gazete yönetiminden hiç kimse de bu konuda yazmamı istemedi.

Beni bu yazıyı yazmaya iten, olayları akıl ve sağduyuyla değerlendirme özlemimdir.

Biliyorsunuz, gazetelerin promosyon tırmanması çılgın boyutlara varmıştı.

10, 50 derken 100 otomobilin bile yetmediği bu "Delirium" ortamında bir gazete okuyucularına ansiklopedi vermeyi akıl etti.

Meydan Larousse'un haklarını satın aldı ve bunu bir kampanyayla duyurdu.

Ansiklopediyi nasıl bir kağıtla ve hangi ciltle vereceğini de açıkça ilan etti.

Türk okuru bu kampanyaya olağanüstü bir ilgi göstererek herkesi şaşırttı ve bütün hesapları alt üst ederek SABAH Gazetesi'ni 1.5 milyon tiraja yükseltti.

Bunun üzerine diğer gazeteler de ansiklopedi vermeyi düşündüler.

Buraya kadar her şey normal.

Eğer bu gazeteler kendilerinin daha iyi hizmet vereceğini savunup, ansiklopedilerini övselerdi kınanacak bir durum yoktu.

Ne var ki, tam tersi bir yol seçtiler ve SABAH'ın verdiği ansiklopediyi kötülemeye, yerden yere vurmaya ve kara çalmaya başladılar.

Gazetenin ne sahtekarlığı kaldı ne de yalancılığı.

Hatta bir gazetemizin ilanlarında ansiklopediler yere fırlatıldı. (Bir kitaptı attıkları.)

Bu mantığa göre bizim müzik alanında şöyle kaset reklamları olması gerekir:

"Sayın dinleyiciler, filan şarkıcının sesi berbattır. Kaset de kötü banta kaydedilmiş, kopuyor, o herifin Allah belasını versin. Benim kasetlerimi alın."

Ya da bankalar, "Sakın o kazıkçı, sahtekar bankaya gitmeyin!" diye bağırmalılar.

Türkiye'de hiçbir sektörün yapamayacağı bir "Belden alta vurma" modasını, büyük basınımız uyguluyor.

SABAH, hiç olmazsa kimseye sataşmadan, okuyucusuna ansiklopedi veriyordu. Ansiklopedi vermek de otomobil dağıtmaktan daha iyi bir kampanyaydı.

Sonuçta okurlar ansiklopediler kazanacaklar ama Türk basını çok şey kaybetmiş olacak.