Ankara yazlarının güneşli ve tembel öğle sonlarından biri. Saate bakıyorum: 3. Jean Paul Sartre’ın o sıralarda kahverengi kapaklı Bulantı romanını okuyorum. Kitabın bir yerinde şöyle bir cümle geçiyor: “Öğleden sonra 3, bir şey yapmak için ya çok geçtir ya da çok erken!” İleriki yıllarda bu kuralın, dünyanın birçok ülkesi için geçerli olduğunu görüp hayretten hayrete düşeceğim. Ama o gün, akıp giden zamanın anlamsızlığını bozmak için 33 devirli kara bir plağı çekip, Dual pikaba yerleştiriyorum. O zamanlar Dual pikap sahibi olmak, bugün müzik mikserlerinin Rolls Royce’u olan Solid State Logic’e ulaşmak gibi bir şey. Dual’in zayıf, kırılgan kolunu kaldırıp, tozları üflüyorum ve kristal iğneyi binbir itinayla, siyah PVC’nin ses çizgilerinin başlamamış olduğu parlak bölüme bırakıyorum. Dual hoparlör cızırdamaya başlıyor. Bugünün dijital ses ortamına hiç benzemeyen, dip sesler dolduruyor odamı. Daha sonra da yaşlı, yorgun ama bir o kadar da bilge bir ses; “Yedi yaşına kadar ben de herkes gibi güldüm, seğirttim, oynadım” diyor. “Yedi yaşında çiçekten iki gözlerimi kaybettim.” Konuşma bitince sazının tellerine dokunuyor ve inim inim inleyen bir sesle söylemeye başlıyor “Murat yalan, ölüm gerçek / Dostlar beni hatırlasın.” Sazı bir başka çalıyor. Saz Veysel’in elinde dile geliyor ve “İçim oyuk / Derdim büyük!” diyerek neden inlediğini anlatmaya çalışıyor. Büyük bir zevkle Veysel dinlemeye başlıyorum. Ankara Maarif Koleji’ne geldiği günü hatırlıyorum. Yanında Küçük Veysel diye tanıttığı bir âşık daha var. İkisi beraber çalıyorlar ve nedense benim duygu dünyamda büyük yer tutan bu olaya öğrenci arkadaşlarım aldırmıyor. Oysa koca Veysel bir efsane benim için. Onun gibi saz çalmaya uğraşan çocuk, o gün büyük Veysel’le tanışmanın heyecanını yaşıyor. 33 devirli plakta ezgiler birbirini kovalıyor. Anadolu bilgesi Veysel, “Muhabbet, bir ekin ekip yeşertmek” diyor. “Sen bir ceylan olsan ben de bir avcı” dedikten sonra avına kıyamıyor ve avcının zalim tüfeği yerine sazını koyarak ekliyor: “Avlasam çöllerde saz ile seni / Bulunmaz dermanı yoktur ilacı / Vursam yaralasam söz ile seni.” Yüreğimin kökünde, Veysel’in ve Anadolu’nun büyüklüğünü hissediyorum.
