Belki de durumumuzu en iyi anlatan kelime budur: Sarsılmak. Sarsılmak denilince neler akla gelmiyor ki: Depremlerle sarsılıyoruz, ekonomik krizlerle, vahşi cinayetlerle, ağzından çıkanı kulağı duymayan siyasetçilerin sözleriyle sarsılıyoruz. Toplumu koruyan değer ölçülerinin buruşuk bir mendil gibi çöpe atılmasıyla sarsılıyoruz. Değerlilerin değersiz, kişiliği beş para etmeyenlerin ise değerli olarak sunulmasının yarattığı çarpıklıkla sarsılıyoruz. Televizyon ve medyanın önünde birer ruh obezine dönüşerek sarsılıyoruz. Yakın tarihle sarsılıyoruz, kimliğimizin sorgulanmasıyla sarsılıyoruz. İnsanlık değerlerini tersine çevirmeye çabalayan güç sahiplerinin ruhi sefaletlerini görünce sarsılıyoruz. İyiyi kovan, kötülüğü yücelten medya ve siyasetle sarsılıyoruz. Ruhumuzu ve bedenimizi örseleyen askeri darbelerle sarsılıyoruz. Kısacası, sarsıldıkça sarsılıyoruz.
Bu sarsılmaları anlatan çok güzel bir roman var elimde. Zafer Köse’nin “Sarsılmak” adlı romanı.12 Eylül 1980’den, 17 Ağustos 1999’a kadar bütün sarsılmalarımızla hesaplaşıyor. Romanın birçok katmanı var ve metin derin düşünceler barındırıyor. Bir çeşit düşünür-romancıyla karşı karşıyayız. Genç kuşağın en yetenekli yazarları arasında kendisine haklı bir yer edinen Zafer Köse’yi kutluyorum.
