MİLATTTAN Önce 1286 yılında Hititler ve Mısırlılar savaşırken 7.000 at kullanmışlar.
Waterloo Savaşı'nda 30.000 at yer almış.
Napolyon Bonaparte savaşırken altında 20 at can vermiş.
Birinci Dünya Savaşı'na 1.5 milyon at katılmış ve bunların üçte biri ölmüş.
Bu sayıları New York Times kitap ekinin tanıtma yazısından aldım.
İstatistikleri hazırlayan Stephen Budianski.
GEÇEN yıl Londra'dan bir kitap almıştım. Nicholas Evans'ın "Horse Whisperer" adlı kitabı insanlarla atlar arasında ilginç bir iletişim yöntemini konu ediniyor du ve hem Amerika'da hem de İngiltere'de satış listele rinin tepesine yükselmişti.
TOLSTOY'un Anna Karenina romanının at yarışlarını anlatan bölümü de ilginçti.
Yıllardır aklımdan çıkmadı.
Engelli koşuda at bir engeli aşarken binicinin üzengi ler üstünde ayağa kalkması ve ağırlığını vermemesi ge rektiğini anlatıyordu Kont Tolstoy.
At tam engelin üstünden uçarken ağırlık verilecek o lursa, zavallı güzel yaratığın beli kırılıyordu.
Kont, bir soylu sporu olan at binmeyi iyi biliyordu bes belli.
ÇOCUKLAR film seyrederken atların neler çektiğini hiç düşünmez.
En azından ben böyleydim.
Çocukluk filmlerimde atları birer canlı varlık olarak al gılamazdım.
Daha sonra bu canlılara uyguladığımız işkenceler dik katimi çekmeye başladı.
Sırtında eğer, yanlardan sallanan üzengiler, süvarinin hayvanın karnını dürterek kanatan mahmuzları, ağza ta kılmış gem, her yanında ipler, kayışlar, bağlar...
Hayvanın ağzının içinde sürekli bir demir parçası kal ması ve bu demirin her çekilişte ağzı parçalaması inanıl maz bir işkence.
Şimdi film izlerken, binicinin sertçe çektiği gemin acı sından kurtulmak için başını çevirmeye çalışan güzel ya ratıkları izliyor ve insanoğlunun doğaya ve çevresindeki canlılara ne kadar zarar verdiğini daha iyi anlıyorum.
BABAM Muğla savcısı iken Dalaman yarı açık cezae vinin de mümessiliydi.
Hafta sonları gittiğimiz Dalaman'da, çok küçük yaşta ata binmeyi öğrenmiştim.
Ve bu muhteşem yaratıklara duyduğum sevgi ve acı ma giderek artıyor.
