17 yaşındaki bir genç kızın, bir grup zorba tarafından dövüldüğünü, çırılçıplak soyulduğunu, vücudunda sigara söndürüldüğünü ve arkasından ırzına geçildiğini görseniz ne yaparsınız?
Mideniz bulanmaz mı, isyan duygularıyla dolmaz mısınız?
Durun, acele etmeyin!
"Vatanseverlik" adı altında yutturulan bir zorbalık, size bütün bunları hoş gösterebilir.
Milliyetçilikle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir sahtekarlık uğruna, bir filmde bile görmeye dayanamayacağınız işkence ve ırza geçme olayında, genç kızı değil, zorbaları savunur duruma düşebilirsiniz.
GENÇ kızın adı Şükran Aydın. Mardin'in Derik ilçesine bağlı Tasit köyünde yaşıyor.
Bir gün babasıyla birlikte gözaltına alınıp Derik Jandarma Karakolu'na götürülüyor ve burada üç gün boyunca gözleri bağlı olarak soyuluyor, dövülüyor, işkence görüyor ve ırzına geçiliyor.
Sonra derdini adalete anlatmak istiyor.
Sonuç tahmin ettiğiniz gibi... Hakkını aramaya çalışan genç kız ve ailesi çaresiz kalıyor. İki hastane raporuna rağmen olay kapanıp gidiyor.
Türkiye'de bir köylü kızı, devlete karşı ne yapabilir?
Daha sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuruyorlar.
AVRUPA, Mardin'e heyetler gönderiyor, olayı inceliyor ve sonunda genç kızı haklı bularak Türkiye'yi 40 bin dolar tazminat ödemeye mahkûm ediyor. Ayrıca 60 bin dolar tutan mahkeme masraflarını Türkiye ödeyecek.
Böylece devlet, hepimizin vergisinden elde ettiği 100 bin doları, ırz düşmanı sadistler için harcayacak.
İŞİN en acı yanı da devletin bu genç kıza kulak vermemesi ve "görevli" kılığına girmiş bir takım sadistleri savunmaya çalışması.
Şimdi bize de devlet yetkililerine sormak kalıyor:
Niçin sürekli olarak katilleri, işkencecileri, sadistleri koruyorsunuz?
Bu olay kendi yakınlarınızın başına gelse aynı şekilde mi davranırdınız?
Her kurum gibi devlete de sızabilen sadist suçluları niçin ayıklamıyor ve bunları "devlet" kavramıyla bağdaştırmaya çalışıyorsunuz?
Bir kere de zulme uğrayan yurttaşınıza kulak verseniz ve sadist ırz düşmanlarını cezalandırsanız ne kaybedersiniz? İncileriniz mi dökülür?
