Cumhuriyet’in 75’inci yılı dolayısıyla, ekranlarda bot bol Atatürk’le ilgili belgesel izleme olanağına kavuştuk. Yaşamının her döneminde zarif ve çekici olmayı bilen büyük lideri izlerken bir şey takıldı aklıma. Atatürk hiçbir erkekle öpüşmüyordu. (O dönemde adet olmadığından kadınlarla da alenen öpüşmüyordu tabi.)Törenlerde, karşılamalarda, balolarda, toplantılarda insanlarla sadece el sıkışıyordu. Batılıların, aristokrat subayları anlatırken kullandığı “subay v e centilmen” deyiminde ifadesini bulan, yay gibi gergin, kontrollü ve enerjik bir el sıkma biçimine sahipti. Bunu bir üslup haline dönüştürmüştü.
Bir de bugünkü manzaralara bakıyorum. Bütün siyasetçiler birbirleriyle öpüşüyor. Meclis koridorları her gün yüzbinlerce Öpüşmeye tanık oluyor. Birbirini sevmeyen, kırıcı konuşmalarla birbirini yaralayan insanlar bile öpüşmekte. Hele parti liderleri… Onların haline üzülmemek elde değil. Çünkü hangi mitinge, hangi toplantıya gitseler tanımadıkları binlerce kişi sarılıyor boyunlarına. Kalabalıkta ezilme tehlikesi geçiren lidere, el ense çeken vatandaş, doğru yanaklarına yumuluyor. Lider, kim olduğunu bilmediği binlerce sakallı, bıyıklıyla öpüşmekten sersemlemiş halde dönüyor evine. Bu arada hastası, mikroplusu, griplisi de öpüyor tabi. Hastalık kapma riski işin tuzu biberi!
Öpüşmek bizim kültürümüzde var. İnsan aile bireylerini ve çok sevdiği dostlarını, özledlği insanlan öper. Buna hiçbir itirazım yok. Ama ölçü kaçıp da öpüşme çılgınlığı baş gösterince, iş çekilmez hale geliyor doğrusu.
Atatürk’ün toplantılarındaki zerafete, liderin çevresindeki saygılı mesafeye, tanışmayan insanların erkekçe bir el sıkışla yetinmelerine bakıp da imrenmemek elde değil. Atatürk’ün hiçbir yönüyle “arabesk” olmadığını bu belgesellerde daha iyi anlıyorsunuz. Ama ne yazık ki onu ve en büyük eseri olan Cumhuriyeti andığımız günler bile vıcık vıcık arabeskin etkisi altına girme tehlikesiyle karşı karşıya.
