Bir ülke,”Durdurun dünyayı inecek var” diyemez. Yaşam akıyor, dünya değişiyor. Günler milyonlarca ayrıntıyla ilişkiyle yeniden biçimleniyor. Türkiyenin’de her gün tavır alması ve geleceği planlaması gerekmekte. 21’inci yüzyılı planlayan ülkelerle aramızdaki fark bu. Biz yarınımızı bile planlayamıyoruz. Yarına dönük merakımız, hangi kasetin ortağa çıkacağı, hangi ünlünün DGM’ye götürüleceğini hangi siyasi liderin konuşacağıyla ilgili. Bir ülke böyle yönetilemez!

Avrupa kısa bir süre sonra euro ortak para birimine geçiyor. Fransa’da manav etiketleri bile iki para biriminde yazılıyor artık. Frank ve euro olarak. Bu büyük değişimin Türkiye üzerindeki etkilerini hangi haber bülteninde izlediniz ? Varsa yoksa arabeskçiler, jigololar, müstehcen esprileri kokainmanlar, eşcinsel şarkıcılar ve bir zamanların Lübnan’ınını hatırlatan oryantal eğlenceler.

Ekonomiyi yönetenler ne derse desin; işin içinde olan insanlar, duvara toslamak üzere olduklarını söylüyorlar. Bankacılar, en az on bankanın topu ağzında olduğunu fısıldıyor. Açık pozisyonların kapanması halinde bir günde on bankanın gümleyip batacağını anlatıyorlar. En büyük firmalar bile, vadesi gelen kredilerini ödeyemiyor. Sırtında yumurta küfesi olanlar, kara kara düşünmekte. Türkiye sadece borç ödeyen bir ülke haline dönüştü. Sıkıştıkça faiz yükseltip iç borçlanmaya giden ve açık kapatan bir ülke.

Ama bizim aklımıza kasetlerde, çetelerde ve seçimde! Ne olacaksa bir an önce olsun! Ani bir operasyonla çetesi, mafyası, siyasetçisi, vurguncusu, soyguncusu ortaya çıksın da Türkiye bir nefes alıp gerçek sorunlarıyla ve geleceğiyle ilgilenmeye başlasın. Yoksa bu yılları da heba edip 21’inci yüzyıla daha yoksul, daha sorunlu, daha belalı bir ülke olarak gireceğiz.