Şahin Alpay’ın yönettiği “Entellektüel Bakış” sayfamızda yer alan bir yazı büyük yankı yarattı ve Atatürk’ün vizyonuyla ilgili kanıları pekiştirdi. Bu yazı Atatürk’ten bir alıntı yapıyor ve ileride Sovyetler Birliği’nin dağılabileceği yönündeki düşüncelerini dile getiriyordu. Başta Güneri Civaoğlu olmak üzere birçok TV yorumcusu, Cumhuriyet Bayramı’nda bu yazıya yer verdi.
Atatürk’ün hayranlık uyandırıcı yönlerinden birisi de bu zaten. Osmanlı ve dünya siyasetini iyi tanıması ve analizlerinde yanılmaması onun en büyük başarısını oluşturuyor. Bunda belki de bir imparatorluk subayı olmasının ve o zamanki deyimle olaylara “cihanşümul” bakmasının rolü olabilir diye düşünüyorsunuz. Ne var ki birden aklınıza diğer Osmanlı Paşaları geliyor ve özellikle Enver Paşa’nın hayalciliği ve basiretsizliğinin bize neler kaybettirdiğini hatırlıyorsunuz. Sarıkamış buzullarında dolaşan doksan bin gencin ruhu buna, bu beceriksizliğe ve çapsızlığa tanıklık eder gibi.
Atatürk’ün engin vizyonu yalnız Sovyetler Birliği konusunda kendini göstermiyor: Ölmeden önce verdiği bir mülakatta, daha yeni palazlanmaya başlayan Hitler ve Mussolini’yi yeni bir dünya savaşının kışkırtıcıları olarak ilan ediyor. “Bu adamlar” diyor “yeni bir cihan harbine yol açacaklar. Savaşın ne demek olduğunu bilmiyorlar. Çünkü ikisi de gerçek asker değil.”
Atatürk’ün vizyonu ile ilgili müthiş bir hikayeyi de birinci el tanıklıktan dinledim. Nazım Hikmet’in karısı Münevver Andaç bir Paris akşamı, Montparnasse’deki evimizde anlatmıştı. Münevver hanım Kuzguncuk’ta bir yalıda büyümüş. Bu yalıda aile büyüğü Ali Fuat Cebesoy zamanından kalma bir dadı varmış. Dadının anlattığına göre Harbiye talebesi olan genç Ali Fuat, Mustafa Kemal gibi birkaç okul arkadaşını alıp eve gelirmiş ve bahçede oturup Türkçe’nin latin harfleriyle yazılması üzerine denemeler yaparlarmış. Bu ziyaretlerde Mustafa Kemal dadıya takılır ve karşı kıyıdaki sarayı göstererek: “Dadı dadı” dermiş “Bu sarayı görüyorsun ya iyi bak. İlerde orayı müze yapacağım.” Dadı, padişah hazretlerine karşı girişilen bu saygısızlıktan dehşete düşer ve bu küstah harbiye talebesine haddini bildirmek için “Hadi oradan zevzek!” diye azarlarmış. Münevver hanım bu dadının yaşlılık günlerine yetişmiş. Zavallı kadıncağız aynı yalıda, pantuflalarını sürüye sürüye yürür ve “Vallahi yaptı! Billahi yaptı!” diye kendi kendine söylenip dururmuş. Ölene kadar da tekrarlamış bu cümleyi.
