Günün sorusu şu: ”Bir hastaya nasıl dostluk gösterilir?” Röntgenini çektiğiniz bir hastanın akciğerlerinde lekeler görürseniz ona “Sen hastasın! Hemen şu tedaviyi uygulaman gerekir” demek mi doğrudur, yoksa “Aslan gibisin. Hiçbir şeyin yok. İstediğin gibi yaşa, eğlen” demek mi? İlk cümlede olduğu gibi hastayı uyarma yolunu seçerseniz, belki biraz üzülür, kaygılanır ama bu sayede hayatı kurtulur. İkinci cümlede olduğu gibi onu “hiç bir şeyi olmadığı”na inandırırsanız sevinir “morali” düzelir, fakat bu arada hastalığının gittikçe azmasını ve ömrünün kısalmasını göze almış olursunuz. Evet! Şimdi bu durumda gerçeği söyleyerek hastayı kurtarmak mı önemli yoksa gerçeği saklayarak “moral”ini düzeltmek mi? Günlerdir Türkiye’de bu iki tutum tartışılıyor: Kimileri diyor ki “Moral önemlidir. Hiçbir şeyimiz yok. Bozgunculuk yapmayın.” İyi ama Türkiye kanıyor. Ortada bir sorun var. Bunca insan ölürken sorun yok denemez ki. Güneydoğu’da ticaret kesilmiş, GAP durmuş, gazete dağıtılamıyor, eğitim yapılamıyor ve her gün ortalama elli kişi ölüyor. Biz “sorun yok” deyince sorunlar ortadan kalkmıyor ki.
Bu krizi çözme görevi anayasal olarak hükümetindir. Ankara’daki güçler dengesi, güvenlik tabularının yarattığı alışkanlıklar vs. hep laf-ı güzaftır ve sadece gerçeği saklamaya yararlar. Hangi gerçeği? Tansu Çiller yönetiminin başarısız olduğu ve Türkiye’nin sorunlarını ağırlaştırdığı gerçeğini. Böyle bir kriz ortamında Türkiye’nin güçlü ve dengeli bir liderliğe ihtiyacı var. Halkın bozulan “morali”ve güveni ancak böyle düzeltilebilir. Bu yüzden Türkiye’nin bir seçime gitmesi şarttır. 1994 Mart yerel seçimlerini, genel seçimle birleştirmek Türkiye’ye çözüm getirebilir. Çünkü böyle bir seçim kararı açıklandığı günden itibaren Türkiye yeni bir beklentiye, yeni bir umuda yönelecektir.
Özal’ın, Demirel’in ve İnönü’nün dönemlerini tamamlamalarından sonra geldi: Mesut Yılmaz, Tansu Çiller ve Murat Karayalçın. Üçü de kongre ile geldi. Üçü de hükümetin başında yer aldı. Ama üçü de bir seçim zaferiyle kazanmadı geldiği yeri. İşte bu noktada normal olmayan bir durum var: Türkiye’yi ne zamana kadar halkın değil kurultay delegelerinin seçtiği insanlar yönetecek? Bir başka bakış açısıyla sorarsak; seçimle gelmemiş olan liderler, bu halka ne kadar güven verebilir? İşte bütün bunları düşününce Türkiye’nin önündeki tek çözümün “erken seçim olduğu gerçeği ayan beyan ortaya çıkıyor. Bunu geciktirmek, Türkiye’nin sorunlarını ağırlaştırmak demektir.
