Avrupa Birliği Parlamentosu’nun dün kabul ettiği Türkiye raporu, sivriliklerden arınmış, olgun ve kapıyı açık bırakan bir üslup taşımakta. Bu yönüyle de epey sevindirici. Raporda, bir takım olumsuzluklara rağmen sürecin devam ettiği vurgulanıyor. Almamız gereken ana mesaj bu. Raporda eleştirilen konular zaten bizim için de şikâyet konusu. Artık hepimiz, Türkiye’nin belini yolsuzlukların kırdığını biliyoruz. Örümcek, Neşter, Balina, Beyaz Enerji gibi saymakla bitmez ve milyar dolar seviyelerindeki soygunlar bizi dize getirdi. Yolsuzluk kanseri devletin her kademesinde örgütlendi ve bünyemizi kemirdi. Banka hortumlamaları kanımızı sülük gibi emdi. Henüz kocabaşlardan mahkum olan yok ama hepimiz biliyoruz ki bu işler siyasi himaye hatta ortaklık sayesinde yapıldı. Bunu bizim gibi Avrupa Birliği de biliyor. Yolsuzluk ve rüşvetle daha etkin bir biçimde mücadele etmemizi istiyorlar. İşkence ve kötü muamele ise bu ülkenin başka bir yarası. Bu gerçeğin AB raporunda yer almasına kızmamalı, tam tersine kendi yurttaşımıza işkence yapılmasına engel olacak yolları aramalıyız. AB Parlamentosu’nda Ermeni soykırımı konusunda verilen değişiklik önergeleri reddedildi ama Milli Eğitim Bakanlığı’nın Ermeni meselesi konusunda açtığı kompozisyon yarışması da eleştirildi… Genç kuşakların içine nefret tohumları değil, böyle anlaşmazlıktan geride bırakacak yeni bir anlayış yerleştirmek gerekir. Ermenistan’a uygulanan ambargonun kaldırılması da Türkiye’yi bir büyük, koruyucu ülke durumuna getirecektir. Bu da olumlu bir tavsiye. Kısacası bu dengeli rapor bize birçok yeni fırsat sunuyor. Uyum yasaları Meclis’e bir an önce gönderilmeli ve sonra da uygulama aşamasında bunun gereği yapılmalı. Türkiye’yi içinde bulunduğu azgelişmişlik – ekonomik kriz – soygun sarmalından kurtaracak olan ışıklı yol budur. Başka bir yolumuz yok. AB yolunda ilerleyen Türkiye’de zaman zaman akıl almaz uygulamalara imza atılıyor. Bunun en son örneği Arkeoloji ve Sanat Dergisi’nin başına gelenler. Nezih Başgelen’in önderliğini yaptığı bu yayınevi, arkeoloji konusunda bir üniversite gibi kitaplar yayınlıyor ve son derece nitelikli bir dergi çıkarıyor. Bu özverili ve idealist kişilere ödül verileceğine ne yapılıyor biliyor musunuz? Dergi mahkeme kararıyla kapatılıyor, yayını durduruluyor, sahibi de yaklaşık 16 milyar lira para cezasına çarptırılıyor. Peki, bu kadar ağır cezaları hak etmek için bu dergi ne yapmış acaba diye araştırdığınızda ise çok ilginç bir durumla karşılaşıyorsunuz: Adres değişikliğini bildirmemiş, idare adresi şu sokak değil de bu sokakmış. AB yolundaki Türkiye’ye böyle uygulamalar yakışmıyor doğrusu. Kültür ve sanat alanında çalışanlan korumalı, gözetmeli ve bürokratik yanlışlıklardan doğan karışıklıktan onların lehine yorumlamalıyız. Beyoğlu Savcılığı’nın ve Asliye Mahkemesi’nin bu yanlışlığı düzelteceği umudunu korumak istiyorum.
