Dün Meclis’te Rauf Denktaş’ı dinlerken şunları düşündüm: 24 Nisan’da Kıbrıs’ta çözüm çıkmazsa, bunun en büyük sorumlusu Avrupa Birliği yöneticileri olacak. Çünkü büyük bir hata yaparak güney kesimini Kıbrıs Cumhuriyeti olarak AB’ye kabul ettiler. Eğer Güney’in elinde 1 Mayıs’ta AB’ye girme kozu olmasaydı, büyük bir ihtimalle onlar da Annan planına “Evet!” diyeceklerdi. Ama şimdi böyle bir şeye ihtiyaç duymuyorlar. Bu durumu gören AB yetkilileri hatalarını tamir etmek için Rum kesimine baskı üstüne baskı uyguluyorlar ama artık çok geç. Önümüzdeki günlerde bu baskıların arttığına tanık olacağız. Ne yazık ki bütün bunlar sonucu değiştirmeye yetmeyecek; 24 Nisan’da sandıktan çözümsüzlük çıkacak. Bu konuda Türk hükümetinin sevaplarına ve günahlarına bakacak olursak; masadan kaçmamakla iyi bir şey yaptıklarını görüyoruz. Yıllardır “Türklerin çözümü engellediği” efsanesi yıkıldı ve bu kez çözümsüzlük isteyen taraf Rum kesimi oldu. Bu tablonun Amerika ve Avrupa gözünde Türkiye için olumlu bir hava yaratacağına kuşku yok. Ama bu psikolojik etkenler ortadan kaybolduktan sonra gerçeklerle yüz yüze kalacağız. Bir süre sonra “Avrupa toprağında 40 bin asker bulundurduğumuz” tezi işlenmeye başlanacak. Hükümet madem bu işi halletmeye kararlıydı, madem Davos’ta Amerikalılarla bir pazarlık masasına oturuldu, Türkiye’yi de işin içine katan çözümler üzerinde bastırılmalıydı. Çünkü bu işin mantıklı çözümü Türkiye, Kıbrıs ve Yunanistan’ın tümünün birden AB içinde bulunmasından geçiyor. Hükümet bu gerçeği tekrar tekrar vurgulamak ve başka bir çözümü kabul etmeyeceğini söylemeliydi. Oysa bizim dış politikamız yıllarca Kıbrıs meselesinin, Türkiye’nin AB üyeliği sürecinden ayrı tutulması konusunda ısrar etti. Belli ki yanlış bir ısrarmış bu.