Eğer abartırsanız, aşırıya götürürseniz en doğru fikir bile saçmalaşır. Bunu ben söylemiyorum, Karl Marx söylüyor. Türkiye’de her gün bu sözün doğrulandığına tanık oluyorum. Çünkü elini attığı her şeyi abartmak, vıcık vıcık hale getirmek, aşırılaştırmak ülkenin doğasında var. Bu yüzden başlangıçta masum, doğru ve sade görünen her fikir, her davranış bir süre sonra çığrından çıkıyor. Sözü getirmek istediğim nokta “demokrasi” meselesi. Benim kuşağımdan birçok kişi demokrasi mücadelesinden geliyor. Bu ülkede özgürlüklerin gelişmesi için sadece nutuk söylemedik (!), bedel de ödedik; bir ömür boyu sıkıyönetim mahkemeleri, hapisler, sürgünler TRT yasakları, sansürler ve kara çalmalarla uğraştık. Bugün gelinen nokta, AB sürecinin de etkisiyle daha umutlu, daha aydınlık. Demokrasi cephesi ilerliyor. Ama bu kez de “demokrasi fetişizmi” diyebileceğimiz bir anlayış türemeye başladı. Bazı arkadaşlar “halk neylerse güzel eyler”den başka bir kural tanımadan, Cumhuriyet aydınlanmasının her uygulamasını sorguluyor ve bu aydınlanmayı kabul edilemez bir müdahale olarak algılıyorlar. Onlara göre halka bir şey öğretme, halkı karanlıktan ve bağnazlıktan kurtarma çabalarının tümü suç. Köy Enstitüleri ve Halkevleri gibi ışıklı kurumların yarattığı aydınlanma yanlış. Halka müdahale etmeyeceksin, sadece ne istediğini soracaksın; o ne derse o olur. İşte doğru fikri aşırılaştırma ve saçmalaştırma süreci de burada başlıyor. Halkı zorla biçimlendirmeye çalışmak yanlış ama koyu bir taassup altında yaşayan, yüzlerce yıl cahil bırakılmış, uygarlaşamamış toplumların önüne sandık koyup, oradan çıkan sonuca tapınmak da doğru değil. Bu işin bir dengesi bulunmalı. Aile meclisi kararıyla kızlarını öldüren bir toplumu elbette eğiteceksiniz; kadınları köleleştirmek isteyen geriliği elbette aydınlatacaksınız, din ve milliyetçilik sömürüsüne aşın derecede açık, kafası hurafelerle doldurulmuş bir kitleyi elbette çağdaş uygarlık düzeyine yükseltmenin yollarını arayacaksınız. Bunlar demokrasi kavramıyla çelişen değil, tam tersine bu kavramı yücelten, olmazsa olmaz değerler. Hiçbir aydınlatma çabası göstermeden halkın önüne sandık sürmek ve oradan çıkanı kutsallaştırmak, demokrasi değil, olsa olsa çoğunluk diktatörlüğüdür. Adolf Hitler de sandıktan çıktı. Peki demokrat mıydı? Dediğim gibi; çok doğru bir kavram olan demokrasi ve halk egemenliği öylesine vıcık vıcık ediliyor ve abartılıyor ki sonunda cehaletin bilgiyi, düzeysizin düzeyliyi, kötünün iyiyi kovmasının gerekçesi haline getiriliyor. İşin kötüsü, Marx’ı okumuş olan insanlar da yapıyor bunu.
