ÖNCE "Avrupa Birliği'nin so-rumluluğu" diye başlık atmak ise-dim.

Ama konu o kadar canımı yakı-yor ki, bu işlemi "suç" olarak nite-lemeyi tercih ettim.

Avrupa Birliği denilen kurulu-şun Türkiye politikasından söz edi-yorum.

Son derece yanlış bir politika bu.

Ve kim ne derse desin Jacques Delors gibi, lafını tartarak söyle-yen bir adamın ağzından çıkan "Hı-ristiyan kulübü" tanımını doğrulu-yor.

Avrupa Birliği bizi kesin bir dille reddetmese ve Türkiye'nin bu ko-nudaki umudunu kırmasaydı, ülke-de işler bu kadar kötü gitmeyecekti.

Avrupalılar bizi beklemede tutsa, bilmem kaç yıl son-ra tam üye olacağımız yönünde sözler verse, Türki-ye'deki "dünyalılaşma" heyecanı devam edecekti.

Geçen yılları hatırlayın: Nasıl da mutluydu herkes, nasıl da umutluydu.

Halk, Avrupa Birliği istatistiklerini tutturmak için her-kese kolayca ehliyet verildiğini konuşuyordu. Plakalara mavi işaretler bile konulmaya başlanmıştı.

Avrupa'nın saygın bir üyesi olma hayali, zaten 200 yıldır uygulanan politikaya ve özellikle Atatürk ve arka-daşlarının Cumhuriyet'in önüne koyduğu hedeflere uy-gun düşüyordu.

Avrupa Birliği, bizi tam üye olarak kabul etmek zo-runda da değildi.

Sadece Türkiye'nin bu tarihsel yönelimini görmesi ve umutları kırmayarak, birtakım koşullar öne sürmesi yeterliydi.

O zaman Türkiye büyük bir coşkuyla reformlar yapma-ya girişecek ve rejimini hukuka dayalı bir Batı demokra-sisine dönüştürmek için elinden geleni yapacaktı.

En azından, bu adımı atacak olan politikacılar arka-larında büyük bir halk desteği bulacaklardı.

Ama bunların hiçbiri olmadı.

Avrupalılar büyük bir basiretsizlik ve kabalıkla kapıla-rı yüzümüze kapattılar.

Bilinçaltına, imparatorluk varisi olduğu yerleşmiş o-lan halkın onuruyla oynadılar.

Ve sonunda iş "Avrupa Avrupa duy sesimizi!" öfke-sine kadar geldi.

Türkiye tarihsel amacını ve umudunu yitirdi.

Hangi blokla birlikte olduğunu bilemeyeceği bir duy-gusal kaosa sürüklendi.

Avrupa bizi istemiyordu.

Peki Balkan ülkeleri, komşularımız ve Arap alemi is-tiyor muydu?

Hayır!

Giderek Türkiye, İsrail'den başka dostu olmayan bir ülke konumuna eldi.

TÜRK dış politikasını ne yapıp, edip Avrupa ile bağ-larımızı güçlendirecek, ilişkileri düzeltecek bir amaca yönlendirmek gerekiyor.

Çünkü Türkiye'nin tarihsel gerçeği bu.

Batılı yöneticilerin çapsızlığı, bu yanlışa yol açtı.

Ama bunun Türkiye açısından bir drama dönüşme-mesi için yaptıkları yanlışın kendilerine anlatılması ge-rekiyor.

Yüzyıllar boyunca gözümüzü Batı'ya dikmemize ne-den olan "Kızıl Elma" hala duruyor orada.