Değirmende ağartmamaya çalıştığım saçlarım bana hayatla ilgili bir iki şey öğretti. Bunlardan birincisi “insan” denilen canlı türünün sonsuz ihtiraslarla bezenmiş ve olgunluk evrimini tamamlayamamış hastalıklı bir yaratık olduğu. (Kendini bu kusurlardan kurtulabilip nefsini öldürenlere bilge, evliya, aziz diyorlar. Ne mutlu onlara!) İkincisi, insan toplulukları arasındaki her saldırının mutlaka başka bir saldırı ile dengelendiği gerçeği. Tavandaki avizeyi bir tarafa doğru salladığınız zaman geri gelip yerinde durmuyor, bunun mutlaka bir öteki tarafa gidişi olacak. Yani iki aşırılık birbirini dengeleyecek. Fransa olaylarına bu gözle baktığımız zaman ne görüyoruz: Bir yanda Avrupalıların sömürge ihtirasının yarattığı zenginlik, öte yanda ise kaynakları sömürülen ülkeler ve cahil bırakılan, ilkel muamelesi yapılan milyonlarca insan. Genellikle farklı cilt renklerine sahip olan bu insanlar, sömürgecilik dönemi bittiği, daha doğrusu biçim değiştirdiği zaman sanki bir kefaret ödetmek ister gibi Avrupa ülkelerine doluştular. İngiltere’yi Hindi-Çin ahalisi, Hollanda’yı Surinamlılar, Fransa’yı da Mağripliler bastı. Bizim dilimize “mal bulmuş Mağribi” olarak yerleşen kitleler, mal bulma peşinde Fransa’ya akın etti. Bu göç yüzyılların sömürüsüne karşı bir dengeleme hareketiydi. Ve elbette ki bu da bir aşırılıktı. Çünkü göçmen kitleler bu ülkelerde, yeni nakledilmiş ama bünyenin kabul etmediği, atmak istediği bir organ gibi duruyorlardı. Bu etkinin tepkisi gelmekte gecikmedi. Göçmenler sonsuz bir aşağılama ile ikinci sınıf insan muamelesi görmeye başladı. Derken tepkinin tepkisi doğdu: İsyan! Ateşe verilen beş bin araç, dövülerek öldürülen bir Fransız ve başkaldırı şehvetine kapılmış Mağripli gençler. Şimdi sıra bu aşırılığa karşı başka bir aşırılıkta. Fransa Cumhuriyeti, çoktan rafa kaldırdığı sıkı önlemleri birer birer devreye sokuyor; sıkıyönetim ilan ediyor, belediye başkanlarına sokağa çıkma yasağı koyma yetkisi tanıyor vs. İsyancı gençlerin Fransa Cumhuriyeti’ni devirmeye güçleri yetmeyeceğine göre, bu isyan da eninde sonunda sona erecek. Bunun için ne kadar sertlik gerekiyorsa, o kadar sertlik uygulanacak. Yani güvenlik önlemleri, hepimizin hissedeceği derecede artırılacak.

Dünya bir yanda terör saldırıları, bir yanda etnik çatışmalar, bir yanda da sosyal isyanlarla sarsılırken Dünya Sağlık Örgütü kuş gribinin insandan insana yayılmasının an meselesi olduğunu bildirmez mi? Şimdi kim bilir bunun için ne önlemler, ne kısıtlamalar, ne seyahat yasakları gündeme gelecek. Kısacası dünya giderek yaşanması daha zor bir hale geliyor. Dayanışmadan, dostluktan, değerler sisteminden giderek kopan ve akıl almaz kompleksleri sonucunda zıvanadan çıkan insanlar da işin tuzu biberi.