”Tutmuş bize Avrupa’yı örnek gösteriyorsunuz. Nedir istediğiniz?” Öfkeli yazar Avrupalılaşma çabalarını yerden yere vuran cümlelerine böyle başlıyor işte. Ve devam ediyor: “Nedir bizim Avrupa’dan alacağımız? Yarın öbür gün çöküp gidecek müesseseler! Günlerini çoktan doldurmuş, Avrupa’da bile aklı olanların artık inanmadığı, yalnız genel miskinlikten ötürü kendilerini ayakta tutabilen bir takım saçma sapanlıklar. Kafaları soyut kavramlarla dumanlanmış düşünce tutkunlarından (enteller demek istiyor) başka kim bugün Avrupa’da gözler önünde oynanan komediyi ciddiye alabilir? Başka kim bu oyuna gelip burjuvaların el ele verişini, insanların gerçek birleşme yolu zanneder?Avrupa çelişkilerinden çoktan kurtuldu diyorlar. Tek bir yüzyılda yirmiden fazla anayasa ve neredeyse bir düzine ihtilalden sonra mı? Evet! Belki ancak ondan sonra birazcık olsun Avrupa’dan kurtulabileceğiz. Avrupalı koruyucularımız elimizden tutmadan kendi toplumsal ideallerimizi kendimiz aramaya koyulacağız. Bizim toplumsal ülkülerimizin kaynağına gelince; ister istemez dinimizde ve kişisel olgunluğa erme özlemindedir.”

Avrupa karşıtı yazar bir başka bölümde de şöyle diyor: “Avrupa ülkelerinin doğaya aykırı, iflah olmaz siyasal yapısı, tek başına bu kıyamet gününü başlatmaya yetecektir. İnsanlar arasında ufacık bir azınlık, bütün insanlığa sahip çıksın; olmaz bu!”

Yukarıdaki satırları okuduğunuzda kendinizi Avrupa Birliği karşıtı bir yazarın elinden çıkmış satırlarla baş başa bulduğunuza eminim. Acaba kim bu yazar? Hangi gazetede yazıyor? Baştan söyleyeyim; hiç uğraşmayın, çünkü tahmin edemezsiniz. Bu satırların yazan Dostoyevski. Evet! Büyük Rus yazarı Fyodor Dostoyevski. Kargaşa içindeki Rusya’da yazdığı bu yazılarla toplumu Avrupa etkisine karşı koymaya çalışıyor ve aydınları uyarıyordu. Avrupa’dan onlara sadece kötülük ve kargaşa gelebilirdi. Kurtuluş Hz. İsa’da ve Rus ruhundaydı. Zaten Avrupa da yıkılıp gidecekti. Oysa bildiğiniz gibi tarih Dostoyevski’yi haklı çıkarmadı. Kısa süre sonra Rusya büyük bir ihtilale sürüklendi ve gittikçe güçlenen, zenginleşen Avrupa ülkelerine yaklaşması için aradan tam bir yüz yıl geçmesi gerekti. Demek ki Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler, Ecinniler, Beyaz Geceler gibi nice büyük kitabın yazarı olan dahi romancı, siyasi konularda pek de isabetli tahmin yapamıyormuş. Aynen Balzac gibi. Çünkü o da cumhuriyet canlarının çalındığı ve “Özgürlük! Eşitlik! Kardeşlik!” sloganlarının gökyüzüne yükseldiği bir dönemde kraliyeti savunuyordu. Ama yine de önemli olan, bu dahi yazarların siyasi görüşleri değil, insanlığa bıraktıkları büyük romanlar. Çünkü sezgileriyle öyle eserler ortaya koymuşlardı ki, 19. yüzyıl Fransa’sını ve Rusya’sını o kitaplar olmadan kavramamız neredeyse olanaksız. Yalnız o ülkeleri değil, kendimizi de tanımak için bu kitaplar gereksiniyoruz.