Avrupa Konseyi meclisinde her milletvekili soyadı sırasına göre belirlenmiş yere oturuyor. Bizdeki gibi istediğin koltuğa oturman mümkün değil. Benim yanıma İngiltere eski bakanlarından Tony Lloyd düşmüş. Çok hoş ve ahbaplığı tatlı birisi. İlk gün çevirmenlerin oturduğu bölümü gösterdi ve “Bakın Türkçe de var!” dedi. Çünkü İngilizce, Fransızca, Almanca, Rusça, Yunanca, İspanyolca gibi dillerin yanında kocaman Türkçe de yazıyordu. “Yok” dedim. “Bak, kulübe boş. Çeviriler bu yıl iptal edildi.” Fazla bilgi vermedim, o da İngiliz kibarlığı içinde üstelemedi. Bu mecliste Türkiye’den 12 milletvekili var. 8’i AKPden, 4’ü CHP’den. Gördüğüm kadarıyla bunlardan 4-5’i iyi derecede yabancı dil konuşuyor. Meclis toplantılarında rahatça konuşma yapıp, soru sorabiliyorlar. Kalabalık önündeki konuşmalarını dinlemediğim için diğerleri hakkında fazla bir fikrim yok. Aslında, mecliste çevirmen bulundursanız bile, dil bilmeyen milletvekili oralarda sudan çıkan balığa döner. Çünkü her işin kotarıldığı mutfak anlamına gelen komisyon toplantılarında zaten çevirmen yok. Komisyonlarda çalışmalara katılamazsanız, işin dışında kalırsınız. Ayrıca dil bilgisi sadece resmi toplantılarla da sınırlı değil. Her ülkeden milletvekilleriyle sohbet etmeniz, arkadaş olmanız, topluca gidilen akşam yemeklerinde onlarla kurulan yakınlığı sürdürmeniz gerekiyor. Bunları yapamadığınız zaman ise Strasburg’a ya da diğer kentlerdeki toplantılara gitmenizin hiçbir anlamı kalmıyor. Bilenler bilir: yabancı dil konuşmak sadece başka bir dildeki kelimeleri kullanmak anlamına gelmez. Eğer dünyaya açık bir kültürünüz yoksa temel kavramlarda bile anlaşamazsınız. Bir sağırlar diyalogu sürer gider. Bu bakımdan Türkiye’den yabancı kuruluşlara giden milletvekillerinin, sadece dil bilmeleri değil, yabancı kültürlere aşina olmaları da gerekli. İşin bir yönü bu. Ama diğer yönden de Avrupa Konseyi gibi önemli bir kurumda koskoca harflerle “Türkçe” yazması ve dilimizin resmi dillerden biri olması az şey değil. Orada çevirmen bulundurmamız, pratik yararların ötesinde bir prestij sorunu. Yılda 100 bin euro ödemeyeceğiz diye bu olanağı geri tepmek yazık. Çünkü Türkiye Avrupa Konseyi’ne her yıl 3 milyon euroya yakın aidat ödüyor. Ve bunu zamanında ödemediğimiz için yaklaşık 300 bin euro da ceza veriyoruz her yıl. Akıllı bir politika ve koordinasyonla hem bu cezadan kurtularak tasarruf etmek, hem de Türkçe’yi dünyanın büyük dilleri arasında saydırmak mümkün. Çünkü hepimiz biliyoruz ki; Türkiye’nin geleceği bu kurumlarda şekilleniyor.