EĞER modacıysanız ve ürettiğiniz giysileri Batı'ya satmak istiyorsanız, Paris'e, Londra'ya, New York'a dikkat etmek zorundasınız demektir.

Moda merkezlerindeki defilelere gidecek, bu konudaki dergileri okuyacak, insanlarla görüşecek ve eğilimlerini saptayacaksınız.

Bunun başka çaresi yok!

"Batıdaki eğilimler beni hiç ilgilendirmez. Onların zevkine de güvenmem. Benim zevkim daha iyidir." diyerek İstanbul'da üretime girişirseniz, giysiler elinizde kalır.

Kısacası ya ürettiğiniz giysileri Batı ülkelerine satma sevdasından vazgeçeceksiniz ya da onların eğilimlerine uyacaksınız.

İkisinin ortası yoktur!

Bunu bütün tekstilciler bilir.

***

NE var ki bu genel doğruyu politikacılara anlatmak çok zordur.

İç politikada prim yapmak için garip bir şovenizmi pompalayıp durur, "Batı bize ne karışmış! Onların ne haddine!" diye nutuklar atar, sonra da Batı kulübünde kendisine yer ayrılmadığını görünce "Vay kalleşler!" diye söylenirler.

Ve Batı'ya sövme işine hız verirler, çünkü bu iş iyi prim yapmaktadır.

Aslında Batı denilen şey dünyadır.

Dünyanın çağdaş ölçüleridir.

"Muasır medeniyet seviyesi" dir.

AYNA AYNA SÖYLE BANA

DÜNYAYA bu kadar kızıp köpürürken, aynaya bakmak ve kendi yüzümüzü iyice gözden geçirmek aklımıza gelmez.

Çünkü bu iş tehlikelidir. Politikacı da olsanız, yazı da yazsanız; gerçeklerle yüzleşmek, bir süre hırpalanmanıza yol açacaktır.

Şu duruma bir bakın:

Enflasyon oranımız, Avrupa Birliği ülkelerinin toplam enflasyonundan daha fazla.

Avrupa'ya uzanan uyuşturucu trafiğinin yüzde 80'ini bizim kahramanlar yönlendiriyor.

Onaltı bin faili meçhul cinayet işlenmiş. Ünlü gazeteciler, milletvekilleri, öldürülmüş. Katiller eline kolunu sallaya sallaya dolaşıyor.

Devletin bazı birimleri gırtlağına kadar suça batmış ama ülkede yeni yeni oluşmaya başlayan "meşru suç", "gayrı meşru suç" ayrımı yüzünden, kurtarılmaya çalışılıyorlar.

Gelir dağılımı adaletsizliği, patlamaya hazır bir volkan gibi.

***

BU iç karartıcı örnekler daha da çoğaltılabilir.

Zaten herkesin bildiği şeyler.

Ama işin en tehlikeli yanı, bunlara kimsenin aldırmayışı.

Avrupa Birliği'ne üye olmak istiyorsan, dünyanın çağdaş ölçülerini benimseyeceksin.

Başka çaresi yok!

Sabahtan akşama kadar Ankara'daki bir avuç siyasetçinin dudaklarını okumak ve mimiklerinden anlam çıkarmak peşinde koşan ve dünyayla ilgilenmeyen bir ülkeyle, dünya niye ilgilensin?

Malezya ile Singapur, 30 milyar dolarlık iletişim teknolojisi yatırımını kendi ülkelerine çekmek için ölesiye mücadele ederken, sen üç beş particinin kasıla kasıla verdiği demeçlere takılıp kalırsan ve aklını bunlarla sınırlarsan, dünya sana nasıl yardım etsin?

***

BU aymazlık, bize bir imparatorluk kaybettirmişti.

Ama Bismarck'ın dediği gibi: "Belki bir insan geçmiş hatalarından ders çıkarabilir ama toplumlar bunu asla yapmaz!"

Üzülmemek elde değil!