Türkiye’de yüz binlerce kişiye Beethoven’in Dokuzuncu Senfonisi’nden bir bölüm söyletmek kolay iş mi? Dünya müzik birikiminin en şanlı eserlerinden biri olan bu senfoninin koral bölümünü hep bir ağızdan söylemek az buz başarı değil doğrusu. Normal koşullarda, bırakın söyletmeyi dinletmeyi bile başaramazsınız. Ne var ki bu mucize gerçekleşiyor ve Anadolu genxçleri, gırtlaklarını parlayarak Beethoven söylüyorlar. Bu mucizeyi yaratan etken, futbol. Senfoninin “Hepimiz Kardeş Olacağız.” bölümü Galatasaray coşkusuna uyarlanmış. Stadlar Beethoven’le inliyor.
Fenerbahçeliler ise Viva L’Espanya adlı şarkıyı söylüyorlar. Demek ki halkımız okullardaki müzik dersleri ya da kitapları aracılığıyla kültür edinmekten çok, futbol yoluyla eğitime açık. O zaman eğitim sistemimizi futbola uyarlamamız gerekiyor belki de. İşte birkaç öneri: Tolstoy’un “Savaş ve Barış” ı, Borodino savaşı yerine bir futbol karşılaşmasını anlatır hale getirebilir. Napolyon ordularıyla Ruslar’ın çarpışmaları yerine, milli takımların hücum ve savunma taktiklerini okur gençlerimiz. Romanının kahramanı Prens Andrey, kafasını kale direği çarparak yaralanır ve Odessa’dan gelen Nataşa’nın (Bu ismi uyarlamaya gerek yok!) hüzünlü bakışları önünde can verir. Böylece “Savaş ve Barış” ı okumamış Türk genci kalmaz ortalıkta.
Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza” sı için de aynı yöntemi deneyebiliriz. Raskolnikov bir orta saha oyuncusu olur ve bu kez elinden baltasını bırakır, kramponlu futbol pabuçlarıyla, emekliliğinden önce jübile maçını yapan yaşlı bir futbolcunun bacağı kırar. Daha sonra da vicdan azabına kapılıp, Güneydoğu Anadolu’ya gönüllü sürgüne gider. Böylece bir “Suç ve Ceza” mın, milyonlarca gencimiz tarafından okunacağından eminim. Bu da edebiyata az hizmet sayılmaz hani.
Şu anda birçok pop şarkısı futbol takımlarına uyarlanıyor ve böylece ortaya “Taktım mı tam takarım, koydum mu tam koyarım” gibi dilimize zenginleştiren veciz anlatımlar çıkıyor. Bu işi daha yararlı hale getirmek için belki de dünya şiirinin ünlü örneklerine de başvurabilir. Mesela Edgar Allan Poe’nun ünlü “Aannabel Lee” şiiri, “Ananı bellerim!” biçimine getirilerek ezberletilebilir. Bu durumda, bizi içine almamakta direnen ve barbar olduğumuzu öne süren Avrupa Birliği’ne “Milyonlarca gencemiz Edgar Allan Poe şiirini hep bir ağızdan okur. İnanmıyorsanız gelip stadyumlara bakın!” deme şansını elde ederiz.
Bütün bunlar olurken, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Levent, “Sanata Evet!” kampanyası yapmak için çırpınıyor. Aslında bu kadar zahmete gerek yok. Baksanıza gırtlağımıza kadar sanatın gömülmüşüz.
