Çocukluktan kurtulup da olanı biteni izlemeye başladığım günlerden beri aynı şeye tanık olurum: Türkiye Cumhuriyeti rejimi kendi aydınlarıyla kavga eder. Daha doğrusu onları ezerek sindirmeye çalışır, seslerini kısmak ister. Ve bunu Osmanlı’yı mumla aratacak yöntemlerle yapar. Tarihte “istibdat” sözüyle birlikte anılan Abdülhamid bile muhalif aydınları sürdüğü zaman onlara maaş bağlıyor ya da Namık Kemal örneğindeki gibi, bir devlet göreviyle uzaklaştırıyordu. Cumhuriyet rejimi ise çok daha kanlı yollar benimseyerek Sabahattin Ali’yi öldürtmeyi, Nazım Hikmet gibi yüzlerce hatta binlerce aydını hapiste çürütmeyi devlet yönetmek sandı. Soğuk Savaş’ın zalim yılları boyunca aydınlar üzerine sürek avları düzenlendi, akla gelmedik işkence yöntemleri uygulandı ve insanların hayatları karartıldı. Sadece 1980 darbesi bile kitap okuyan, hayatına nitelik katmak isteyen, ülke sorunlarını tartışan yüz binlerce insanın tepesine balyoz gibi inerek ülkeyi karanlığa, cahilliğe, gelişmemişliğe teslim etti. Genç kuşaklar belki bilmez ama bugün gazetelerde yazılarını okudukları, kitaplarını satın aldıkları, üniversite kürsülerinde hoca olarak gördükleri insanların çoğu hapisten, işkenceden geçirilmiştir. Üzülerek belirtmek zorundayım ki bu hunhar uygulamaların sonucunda Türkiyemiz, dünya zulüm sıralamasında ilk sıralara yükselen ve sadece bu özelliğiyle tanınan bir ülke oldu. İspanya, Yunanistan, Portekiz gibi birçok ülke baskı dönemlerinin ardından demokrasiye geçer ve aydınlarıyla barışırken Türkiye inatla aydın düşmanlığı tutumunu sürdürdü ve bu yüzden lanetlendi. Bugün yaşadığımız sıkıntıların temelinde biraz da bu tutumumuz var. Çünkü uluslararası kamuoyunun vicdanı yazı yazan bir insanın üstüne tankla tüfekle gitmeyi kabul etmiyor. Şairlerin, yazarların hapiste çürütülmesine isyan ediyor. Bugün bile ülkenin en büyük yazarlarının okul kitaplarında yasaklanmış olmasını anlayamıyor. Türkiye, elektriği bilmeyen bir insanın bu görünmez gücü algılayamaması gibi, entellektüel gücün dünyadaki etkisini bir türlü kavrayamıyor. Ülkenin dünyayla ve Avrupa Birliği’yle kurduğu ilişkilerin temelindeki bu önemli unsuru göremiyor. Her şeyi siyaset, silah ve paradan ibaret sayan çağ dışı bir güç anlayışına sahip. Bu yüzden de haklı olduğu konularda bile sürekli kaybediyor; çünkü kendisine yardım etmek isteyen aydın gücünü dışlıyor. Ömrümüz bunu anlatmakla geçti. Destek olmak istedik ama ülkeyi bizden daha çok sevdiğini iddia eden bir takım çevreler, işlerin sürekli kötüye gitmesine neden oldu. Çünkü bilinçleri yetmedi, dünyayı kavrayamadılar. Ve Türkiye’ye kötülük ettiler. Etmeye de devam ediyorlar.
