Yine heyecanlandık, yine moralimiz bozuldu. Avrupa niye bize dirsek gösteriyor diye huysuzlandık. “Yeter artık!” diye homurdanmaya başladık. Zavallı halk kitleleri de Avrupa’yla işler tıkırındayken, her şeyin birdenbire bozulduğu izlenimine kapıldı. Arkadaşlar; böyle bir şey yok! Durum dün neyse bugün de aynı. Garp cephesinde yeni bir şeyler olmuyor. Avrupa Birliği’nde etkili çevreler zaten Türkiye hakkında bu görüşleri benimsemişti. 17 Aralık belgesinde de bütün bu unsurları belirtmişlerdi. Ama sizlere yanlış tercüme edildi, yanlış bilgi verildi. Aynı unsurların belirtildiği 17 Aralık toplantısından dönen Başbakan havaalanında “Avrupa Fatihi” olarak karşılanınca ve Ankara’da havai fişekli zafer gösterileri düzenlenince sizler belgeyi, şartı, deklarasyonu, derogasyonu unuttunuz. Daha doğrusu bunlardan hiç haberiniz olmadı. Ben bu köşede yırtınıp durdum; “Aman kendinizi zafer havasına kaptırmayın. Yarın hayal kırıklığı çok büyük olur. Altından başka rejim arayışı çıkar” diye bin kere yazdım ama dinleyen kim! Batılılar bu işleri çok iyi bilir dedim durmadan. Sizi arabaya kadar uğurlarlar, arkanızı sıvazlarlar, hatta Şarklılar bu işi çok sever diye boynunuza sarılıp şapır şupur öperler bile ama yine bildiklerini okurlar diye tekrarladım. Ama içeriye mal satma telaşında olanlar ve hayal dünyasına kapılanlar duymadı bile. Sonunda Rize’deki mezar taşına döndü iş: “Hastayım tetum tetum inanmadinuz; noldi?”

Sözüm sana ey saf yurttaş! Türkiye’de bir kısım politikacının da, iş adamının da, medyanın da, magazin dünyasının da en büyük sermayesi senin saflığın. AB Parlamentosu “Evet!” kartlarını kaldırıyor, bizimkiler “Çok önemli” diyorlar, alkışlıyorsun. Aynı AB Parlamentosu Türkiye’ye koşullar dayatıyor. Bizimkiler yine çıkıp “Zaten bu parlamentonun hiçbir önemi yok” diyorlar yine alkışlıyorsun. “Kıbrıs’la ilgili deklarasyon verdik!” diyorlar seviniyorsun. AB karşı deklarasyon yayınlayınca “Canım ne önemi var. Alt tarafı bir deklarasyon” diyorlar yine seviniyorsun. “Kabahat senin; demeye de dilim varmıyor ama kabahatin çoğu senin canım kardeşim!”

Ben bunları niye yazıyorum biliyor musunuz? Avrupa Birliği yolculuğumuzun bitmesinden korktuğum için. Çünkü bu uygarlık projesinin devam etmesini istiyorum. Bütün gönlümle AB üyeliğinden yanayım. Ama korkarım ki işi yüzüne gözüne bulaştırarak götürenler yüzünden öyle bir hayal kırıklığına uğrayacaksınız ki milli karaktere uygun bir biçimde “Başlarım Avrupa’sına da, Avrupa Birliği’ne de!” diyerek korkunç bir milliyetçilik kutbuna sürükleneceksiniz. Bu sefer meydanlarda Avrupa’ya sövenlerin peşine takılacak, yine elçiliklerin önünde “Sabrımızı taşırma!” gösterileri yapacaksınız. Ve biz yine yazacağız: “Arkadaşlar yapmayın etmeyin; bu yol yol değil!” Sonra belki de yüzüncü kez, haklı çıkmış ama derdini anlatamamış biri olarak köşemize döneceğiz.

Not: Bazı okurlar salı günkü yazımızdaki Fatih’in Bedduası’na inanamamışlar ve kaynak göstermemi istiyorlar. Kaynak şudur: A. Süheyl Ünver – “İstanbul Risaleleri” Yayınlayan: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Önsöz: Recep Tayyip Erdoğan