Bir olayın ya gerisinde kalınır ya önüne geçilir ya da içinde yaşanır. Düşünce ortamımızda önde gidene pek rastlanmaz. Arada bir olayıların önüne düşen ve davranan kişi çıkarsa da hemen ona karşı cepheleşip, hakkını avucuna verir, sustururuz. Olayların gerisinde kalmanın adı “entellektüel” olmaktır. Olayların ta göbeğinde yaşamak ise “aktüel” olmak anlamına gelir. En geçerli tavır da budur.
Kabine krizi sorunu bir iki hafta tartışıldıktan sonra belleksizliğin derin kuyusuna fırtıldı. Aynen ondan önceki Tansu Çiller’in mal varlığı fırtınası gibi, bu konuda bitti, duruldu. Ben size şimdiden önümüzdeki gündemi söyleyeyim. Bu hafta Askeri Şura’daki atamaları tartışacağız. Birçok kişi bu konuda fikir beyan edecek, ayrı fikirde olan köşe yazarları gene birbirine düşecek. Batı gazetelerinde hiçbir zaman yer almayan ordu tayinleri, bizde rejimin bir numaralı sorunu olarak tayinleri, bizde rejimin bir numaralı sorunu olarak algılanarak, yaşamsal bir konu gibi tartışılacak.
Sonra? Sonrası belli. Ertesi hafta bu konu da gündemden düşecek. 10 Ağustos’tan itibaren SHP’nin küçük kurultay tartışmaları başlayacak. En az bir hafta kurultayla ilgileneceğiz. Taraflar keskinleşecek. Değişik gruplar ve onların basındaki uzantıları birbirlerini, sert bir dille yaralayacaklar.
Sonra? Küçük kurultay da unutulacak. Bu kez yaklaşan Eylül ayı kızışan transfer pazarlıkları gündeme gelecek. Eylül ayında Meclis’in açılışıyla birlikte herkes hükümete ömür biçecek ve SHP’siz hükümet formülleri üretilecek.
Hiç kuşkunuz olmasın! Ana gündem maddelerini bu konular oluşturacak ama arada bir ayıp olmasın diye konu dışına çıkacak ve bize insan hakları dersi vermeye yeltenen Amerika’ya ve Avrupa ülkelerine verip veriştireceğiz. Biraz Kıbrıs konuşacağız. Her haftada bir iki kez Cem Boyner yazacağız. Pazar günleri de şıklık yapıp, pop müzikteki gelişmelerin ülkemizin nurlu ufuklarını nasıl aydınlattığı gerçeğine yer verecek, Yoncimik’in yeni şarkısı “Bandıra bandıra ye beni! yi öveceğiz.
Bütün bunlar olup biterken insanlar doğacak, insanlar ölecek. Evlenmeler, boşanmalar, aile kavgaları, gençlik aşkları, parasızlıklar, hastalıklar, intiharlar, dostluklar, düşmanlıklar birbirini izleyecek. Kısacası insanoğlunun yaşam kavgası sürüp gidecek. Türkiye silah alımlarında ve trafik ölümlerinde birinci ülke olma konumunu sürüdürecek. Kalkınma hızının yüzde yedilerden, eksilere düşmesi ise çok az kişinin ilgisini çekecek. İnsan hakları ihlalleri bütün gücüyle devam edecek. Ve Türkiye, gerçek sorunlarını tartışamayan, sahte gündemlerle oyalanan ve aynaya bakmaya cesaret edemeyen bir toplum olarak, sahnedeki acılı güldürüsünü oynayacak.
