Her yıl 1 Eylül'de kutlanan Dünya Ba-rış Günü, bize barıştan ne kadar uzaklaştığımızı hatırlatması bakımın-dan yararlı.
Barıştan uzaklaşıyoruz çünkü hepimiz bir savaş kültürü içinde eğitilmiş ve yetiştirilmişiz. Duygularımız, düşüncelerimiz, alışkanlıkları-mız, isteklerimiz ve tepkilerimiz savaş koşulla-rında olgunlaşmış.
Çocukluktan edindiğimiz savunma ve sal-dırı duygularını, acımasız rekabete son derece açık, tehlikeli bir cangıl beslemekte.
Yeni eğitim araçları olan televizyonlar her gün saatlerce şiddet ve vahşet sergiliyor. Bir çocuk 15 yaşına gelinceye kadar binlerce in-sanın, en acımasız biçimde oldürülüşünü sey-retmiş oluyor.
Bir kadın ve erkeğin öpüşmesini yasakla-yan televizyon ahlâkı, beyinlerin patlamasını, gözlerin oyulmasını hoşgörüyle karşılıyor.
Oysa birinci durumun en ekstrem sonucu; bir çocuk doğmasıdır.
Ama nedense bizim modern kültürümüz ölümü, doğumdan daha kabul edilebilir ve seyredilebilir kılıyor.
***
1996 yılında Paris'teki UNESCO merkezi beni büyükelçi yaptığı zaman, bu unvan-dan çok "Barış Kültürü" programında görev verilişine sevinmiştim.
UNESCO ana sözleşmesinde yer alan şu cümle çalışmalarımıza ışık tutuyordu: "Bütün savaşlar insanoğlunun zihninde başlar. Öyleyse barış da zihinden başlayabilir."
Dünyadaki okul eğitimi ve popüler kültür araçlarının "savaş kültürü" ile biçimlendirildi-ğini saptıyor ve bunu "barış kültürü" ne dö-nüştürebilmeyi amaçlıyorduk.
Dünyanın birçok ülkesinde çalışmalar yaptık. Bazı Latin Amerika, Asya ve Afrika ül-keleri okul sistemlerini "barış kültürü"ne göre oluşturarak ulusal eğitim programı olarak ka-bul ettiler.
Acımasız savaş sırasında eğitim olanakla-rından yoksun kalan Bosnalı çocukların, deği-şik ülkelerde hızlandırılmış kurslardan geçiril-mesini örgütlemekle başlayan görevim, bu-gün de devam ediyor.
Ve karınca kararınca da olsa, dünya barışı için uğraşanların arasında yer almak ömrü-mün en büyük mutluluklarından birini oluştu-ruyor.
***
Ama ne yazık ki, dünyada etkili olan "Ba-rış kültürü" programını Türkiye'ye doğru dürüst taşıyamıyoruz.
Eğitim sistemimiz buna kapalı.
Birleşmiş Milletler'in ilan ettiği "Barış Kültürü Yılı" bile, bizde gerekli yankıyı bula-madı.
Ben bunu son derece şaşırtıcı buluyorum. Çünkü savaşın acılarını iyi bilen Gazi Mus-tafa Kemal, "Yurtta barış, dünyada ba-rış!" sloganını bu ülkenin ana ilkelerinden bi-risi haline getirmişti.
Toplumsal dengelerin iyice bozulduğu ve iç barışın ciddi tehditler altına girdiği bu döne-mi hepimiz kaygıyla izliyoruz.
Kutuplaşmanın arttığı Türkiye'yi inzibat tedbirleriyle korumak çok zordur.
Bir an önce toplumsal barışın, diyalogun ve çoğulcu demokrasinin yolu açılmalı.
Ama ne yazık ki devletin 1 Eylül Dünya Barış Günü kutlamalarına yaklaşımı bu konu-da fazla umutlu olmamıza izin vermiyor.
