İlhan Selçuk dünkü "Ne oldu bi-
ze?" yazısını yine aynı soruyla bitiri-
yordu:
"Ne oldu bize? Ölüme bile say-
gımız neden kalmadı?"
Galiba hepimizin kafasında aynı so-
ru, burgu gibi dönüp duruyor.
Geleneksel değerlerini yitirmiş, çağ-
daş değerler sistemine geçmeyi ise he-
nüz başaramamış bir toplumun bütün
altüst oluşlarını yaşıyoruz.
İçinde bulunduğumuz gemi fırtınaya
tutulduğu için bizim de başımız dönü-
yor, midemiz bulanıyor.
Ve İlhan Selçuk, Çetin Altan gi-
bi kalem ustaları, yarım yüzyıldır bu ha-
le gelmeyelim diye uğraşmanın ve uyar-
manın sonunda şimdi her gün toplumu
kaygılı gözlerle süzüyorlar.
A vrupa ülkelerine ilk kez git-
tiğinizde, sokaklarda ve otobüs du-
raklarında tek bacaklı, tek kollu
insanlar vardır. Kimi savaşta
kaybetmiştir organlarını, kimi
kazalarda.
Caddelerdeki yaya geçitleri-
ne yerleştirilmiş aygıtlar, yeşil
yandığı zaman ses çıkarır: Göz-
leri görmeyenler o sesi duyup
da karşıya rahatça geçebilsin
diye.
Kimi sabahlar bir grup zekâ özürlü
çocuğu gezdiren, sergilere götüren öğ-
retmenlere rastlarsınız.
Ve ilk tepkiniz şu olur: "Burada ne
çok özürlü var!"
Bizde durum böyle değilmiş sanırsı-
nız.
Ama biraz daha düşününce anlarsı-
nız ki Türkiye'deki özürlü sayısı da ora-
lardakinden aşağı değildir ama biz on-
ları saklarız, karanlık evlerin içine gö-
meriz.
Dünyayı onlar için de yaşanılır kıl-
mak gibi bir derdimiz olmadığı için, top-
lumun gözünden silinir, yok sayılırlar.
★★★
Ö zürlüler böyle de, acı çeken diğer
toplum kesimleri değil mi?
Açlığın pençesinde kıvranan insan-
ları da, kocasından her gün dayak yiyen
kadınları da, işkence gören çocukları
da, gözaltında öldürülenleri de, loş ko-
ğuşlarda ölmekte olanları da, çaresizlik-
ten intihar edenleri de.
T GRT'nin ortaya çıkardığı Pınar
Konuşkan'a bakın.
Evde babasının annesine attığı da-
yakları izleyerek büyümüş.
Anası genç yaşta ölmüş; hiç bağışla-
madığı babasıyla yaşamaya dayanamı-
yor ama başka bir imkânı yok.
Çöp evler, mutsuzluktan çökmüş,
genç yaşta ihtiyarlamış insan yüzleri ve
erkeklerle ıssız mezarlıklara giden çare-
siz bir genç kız.
İşte size İstanbul'dan yaşamı ve ru-
hu parçalanmış bir genç kız portresi.
Ve biz, Üzeyir Garih cinayeti ol-
masa, böyle bir yaşamın farkında bile
olmayacağız.
Çünkü onlar medyanın, siyasetin ve
ticaretin gündeminde değil.
Bu ülkenin, alta düşmüş milyon-
larca insanını da, özürlüleri gibi saklı-
yoruz.
Böyle adaletsiz ve vurdumduy-
maz bir sistem devam edemez; et-
memeli!
