Kalimnos konserini anlatıyordum, devam edeyim. Bu güzel adanın limanına bir sahne kurulmuştu ve önünde sekiz bin izleyici toplanmıştı. ERT televizyonu konseri canlı olarak yayınlıyordu; uydu aracılığıyla birçok ülkede izlenebilecek konseri bizim Ege kıyılan da görebilecekti. Nefis bir gün batımıyla birlikte konser başladı.Adalardaki adete uygun olarak Theodorakis ve ben seyircilerin en önünde oturuyor, sıramız gelene kadar sahnede olup biteni izliyorduk. Yanımızda iki bakan, papazlar ve adanın ileri gelenleri vardı.Derken bizi barış konseri vermek üzere davet etmiş olan Kalimnos Belediye Başkanı sahneye çıktı. Tepeden tırnağa beyazlar giymiş, orta boylu bir adamdı.Televizyonda canlı yayın olanağını da ele geçirmiş olmanın heyecanıyla bağıra çağıra bir açış konuşması yapmaya başladı.Dinlerken kulağıma şöyle sözler alınıyordu: “Barbariki Türkiki .Acaba yanlış mı duydum derken bir başkası sökün ediyordu: “Türkiki imperyalizmu”Adam kendinden geçmiş Türklere veryansın ediyor.Başımdan aşağı kaynar sular döküldü desem yeridir. Kara kara “Ne umduk, ne bulduk!” diye düşünüyorum.Theodorakis’te de bet beniz atmış. Böyle bir konuşmadan sonra sahneye nasıl çıkılır, nasıl şarkı söylenir, nasıl “dostluk” konseri verilir?Sahneye çıkmasam, o kalabalığa ve televizyon izleyicine derdimi anlatmam mümkün değil.Şakaklarıma pençe gibi bir ağrı yapıştı, adrenalin yükselmesinden neredeyse boğulacağım.Biraz sonra adam bağırt çağırtısını bitirdi, sahneden indi ve sunucu mikrofondan benim ismimi haykırdı. Bir alkış, bir kıyamet!Çaresiz ayağa kalktım, sahneye doğru yürümeye başladım. O arada gözüm Ülker’e ilişti. Hayatımda bu kadar kaygı dolu bir yüz görmedim desem yeridir.Yürüdüm, sahnenin arkasına geçtim, merdivenleri tırmanmaya başladım. Hâlâ aklımda bir şey yok.Bizim orkestra yerini almış, sözlerimi çevirecek kişi de mikrofon başına geçmiş. Ben İngilizce konuşacağım, o Yunancaya çevirecek.Tam mikrofona yaklaşırken aklıma bir çözüm geldi, içim biraz ferahladı doğrusu.Dedim ki “Biraz önce Belediye Başkanı’nın konuşmasını dinledim. Yunanca bilmediğim için ne dediğini anlamadım ama bizleri bir barış konserine davet ettiğine göre tahmin ediyorum ki ‘Ey Türk dostlarımız adamıza hoşgeldiniz!’ demiştir.”Sözlerim anında Yunancaya çevriliyor. Seyirci arasında gülüşmeler ve alkışlar başladı.Devam ettim: “Herhalde dostluktan, barıştan söz etmiş ve savaş isteyenleri suçlamıştır.”Ben tatlı tatlı saflığa ve anlamazlığa vurdukça seyircideki alkış ve kahkahalar artıyor.Bu bir süre böyle gitti. Sonunda seyircilerin önündeki yerine dönmüş olan Başkan’a elimi uzatarak “Sayın Belediye Başkanı” dedim “Şimdi size cevap veriyorum.”Ortalığa büyük bir sessizlik çöktü; herkes cevabı merak ediyor.”Siz” dedim, “bizim için ne hissediyorsanız bilin ki biz sizin için iki mislini hissediyoruz.”Kopan kahkahanın ve alkışın gücünü size anlatamam. Sekiz bin kişi çılgın gibi gülüp alkışladıkça Belediye Başkanı koltuğunda küçüldü, küçüldü, minicik kaldı.Theodorakis de alkışlıyor, adamla alay ediyor.Ortalık biraz yatışınca nutuk atmaya devam ettim: “Düşmanlıktan yarar uman faşist kasaba politikacıları en büyük düşmanımızdır. Onlar şu güzel çocukları öldürmek istiyor.”Sahnenin kenarına birikmiş olan Yunanlı çocukları gösteriyordum.Başkan ezildikçe ezildi. Bir süre böyle konuştuktan sonra şarkılarımıza geçtik. Bu konuşmayla her şey bitti zannediyordum ama meğer adamın marifetleri bitmemiş. Bundan sonra neler olduğunu da salı günü anlatalım.
