Batı basınında Türkiye’ye ilişkin haberlerde hem bir artış hem de lehimizde gelişmeler oldu. Batılılar Türklerle birlikte yaşama ihtimalinin ciddiye binmesi üzerine bu ülkeyi ve insanını daha iyi tanımaya çalışıyor. Yüzyıllar boyunca kafalarına yerleştirilmiş olan “barbar, cahil ve saldırgan Türk” klişesini sarsacak milyonlarca bilgi, haber, resim ve yorum kamuoyuna akıtılıyor. Bunu azımsanmayacak bir kazanç olarak görüyorum. Çünkü kırk yılı aşkın bir süredir Batılılara bunu söylüyor, bunu anlatmaya çalışıyorduk. Türkiye sınırları içinde birkaç Türkiye’nin yaşadığını, Batı ülkeleri gibi bir standartlaşmaya sahip olmadığımızı tekrarlıyorduk. Evet; Türkiye’nin eleştirilecek çok yönü olabilirdi ama aynı zamanda insanlığın en büyük uygarlıklarını kıskandıracak özelliklere sahip olan insanlar da bu toprakların ve bu kültürün ürünüydü. Töre cinayetleri ve insan hakları ihlalleri gibi cehaletin yol açtığı vahim suçlar işleniyordu ama bunlar gerçeğin sadece bir yüzüydü, gerçeğin tümü yerine geçemezdi. Yıllar boyunca tekrarladığımız bu görüşler ne yazık ki sağır duvarlara çarpardı. Hatta Atina’da oturan, Türkiye’yi de kapsayan bir temsilcilik görevini yürüten ve bizleri çok seven bir Alman gazeteciye; “Madem Türkiye’yi bu kadar iyi tanıyor ve seviyorsun, niye hep negatif haberler yazıyorsun” diye sormuştum. Cevabı çok ilginç ve aydınlatıcıydı: “Çünkü bunlar Türkiye’nin genel imajına uygun düşüyor. Gazeteler iyi haberleri ve yorumları istemiyorlar.” İşte bu yüzden ABD ve Avrupa basınında bu tutumun değişmesi beni çok sevindiriyor. Newsweek, Paris Match gibi en büyük dergiler ve önemli gazeteler bilmedikleri bir Türkiye’yi keşfetmenin heyecanıyla dolu. Buna bir örnek olarak İsveç’in en büyük günlük gazetesi olan Dagens Nyheter’i gösterebilirim. Türkiye üzerine yayınlanan yazıya bir harita eşlik ediyor. Harita denilince tüyleri diken diken olan Türkiye, bu sefer ilginç bir biçimde küçültülerek değil genişletilerek gösteriliyor. Kuzey Kıbrıs da Türkiye egemenlik alanına dahil ediliyor. Stockholm’de yaşayan değerli gazeteci dostum Erhan Güner’in gönderdiği bu haritayı sizlere de sunuyorum. Bu bir tesadüf değil, politik bir tutumdur. Jack Straw’un “Kuzey Kıbrıs’ta durumu kalıcı hale getirme” tehdidi ile uyumlu bir davranıştır.

Kısacası Türkiye’nin “ucu açık ya da sindirime bağlı” olarak müzakerelere başlaması, daha şimdiden dünyadaki havayı değiştirdi. Bu köşeyi okuyanlar yıllardan bu yana, Avrupa’nın “özel statü” konusunda ısrar ettiğini biliyor. Bugün de “imtiyazlı ortaklık” fikrinden vazgeçmiyor, sadece bunu başka türlü ifade ediyor. Ama bu bile bizim için büyük bir kazanç. AB ile yürüteceğimiz müzakere ve “tarama süreci” lehimizedir. Avrupa müktesebatına ne kadar uyum gösterebilirsek o kadar kazanacağız. Batı Avrupa, kendi uygarlığını geliştiren, insanını insan gibi yaşatan koşulları şimdi Türkiye’ye uyguluyor. Ne kadar başarılı olacağımız ise bizim çabamıza kalıyor. Bu yeni dönemden umutluyum!

Not: Değerli araştırmacı ve yazar Kasım Yeşilgül’ü kaybettik. Avrupa Konseyi’nde görev yaptığım yıllarda onun dostluğunu ve desteğini hep yanıbaşımda hissetmiştim. Nur içinde yatsın!